Şeytanın ilk cümlesi:
–‘O aslında özünde iyi biri.’
Demek ki hepimiz özünde iyi biriyiz. Biz göremedik, yakalayamadık o özü. Olsun!
Özümüz; tarlalarda, mezarlıklarda, tarihte ve savaşlarda da iyi biri. Hastanelerde ve hapisanalerde bile.
Hepimiz iyi, “onlar” kötü ve olanlar kader!…
Hepimiz Pamuk Prenses kadar çaresiz, hepimiz Sezar kadar dikbaşlı, hepimiz Atilla kadar yenilmeziz… Nuh’u arıyorsun kendinde, olsun!
Herkes iyi ve Tanrı öldürüyor hepimizi.
Kendi irademizle, “Onlar” öldürüyor bizi. Hiç suçumuz yok bizim, çünkü cehenneme girecek olanlar, hep, “onlar”.
Papatyaların benim gibi derdi yok:
-Seviyor sevmiyor, inanıyor inanmıyor, güveniyor güvenmiyor…
Ah Tanrım! Gelincik yaprağı da olsam rüzgarın dokunmadığı kelebek gibiyim. Uçtukça ölüyorum günbegün tut ki kelebeğin yaprakları çıkmış. Olsun!
Benim hiç kelebeğim olmadı ki! Sizin oldu mu? Kelebekler bize neden baksın? Çok havalılar …
Sahip çıkarsam özgürlüğüne, ölmez mi güzelliğin: Sevgili Tanrım? O yüzden sen de beni güzel yarattın. Güvenir miydi rüzgara kelebek? Yoksa yaprakları koparılmazdı papatyaların. Sona dokunmadan her şeyi rüzgâr öpüyor ve aldatıyor özgürlüğü toprağa düşmeden…
Biliyorum, seni ben, senin de bildiğin gibi. Yaratmayı hayal bile edemezdin ki. Nereden bileyim beni ilk kez yaratmadığını?
O yüzden ellerinden öperim gözlerinden de… Üstüne yanaklarından da… Bana başka bir şey söylemedin çünkü, biliyorsun.
Sahip olduğumu düşündüğün şeylere, sahipsindir eminim. Gönderdiğin üç yüz, beş yüz, altı yüzlük satırlarında da öyle yazıyor. Ben de senin gibi, insanları öldürdükçe öldürdüm, doğurdukça doğurdum, yarattıklarıma sahip oldum ama sahip çıkamadım senin gibi.
Cehenneminin sahibi benim, söyleyen “onlar”. Sende olan bir şeyim ben de benim olan bir şeysin sen de. Benim gibi cennettesin sen de…
Tanrım, sev beni. Olur mu? En çok sen sev ki! Tüm verdiklerin gibi al bedenimi ruh kapısında.
Sen çorabının tekini kaybetmenin nasıl olduğunu bilemezsin ve meyve bıçağının, meyvenin tadını veremediği gibi…
Mesela ne İsa ne de Muhammed, senin sesinin tadını vermedi. Tanrım! Sana muhtacım. Cümlelerin rüzgârdı: Yakuptan gelen güzelliğinle, Yusufla örttüğün, kuyudaki pilavında, bir pirinç tanesiyim.
Tanrım! Avuçlarımdan, kimsenin dokunamadığı cümleleri yolluyorum. Noktaları alnıma koyuyorum, biten cümlelerim için. Tertemiz alnıma; umarım sence de öyledir alnım.
Ben şimdi, oğlumla bir nehrin kıyısında senden haber bekliyorum. Seninle oğullarımız tüm sistemleri, senden haber almak için kurdu.
Tanrım! Senden haber yok!
Tanrım, sana yürüdüğüm yolları insanlarla süsledin, kaçarken bulduğum; ararken kaybettiğim insanlarla…
Tanrım! Senden haber yok!