Dönmemek en büyük korku. Gitmek değil. Beklemek en korku. Kaybolmak
değil. Gerçeği çikolatalı hayatımın. Vanilyalı değil… Çekilmiş fındık var.
Sos ister misin?
Sağa gitsem eriyorum, sola gitsem eriyorum. Cehenneme giriyorum bir
külahın içinde.
Bir tanrıya inanıyorum, bir tanrısızlığa…Bir takım elbise giyiyorum, bir
spor ayakkabı. İstersem hamile kalıyorum. İster miyim katil olmak?
Ben senin babanım. İster miyim katil olmak? Beni affet, olursa senden
yana… Pek hoş değildim bu mevsimde, havalar bozuktu. Pek fazla
yıldızları yazamadım arşınlara. Yukarılar karanlıkta kaldı. Hepsi havalardan bunların.
Ben senin annenim. İster miyim fahişe olmak? Beni affet, olursa senden
yana… Zoruna gitmesin. Zorluyor hava şartları.
Kapının önünde beliriyorum; elimde bir bavul. Bekliyorum. Çalsam mı o
kapıyı? Minare şeklindedir bizim evlerin kapı tokmağı. Giderken salayla
uğurlarlar.
— Hoş geldin! Elbiselerinin çoğu küflenmiş, dedi Azrail.
— Giyemedim, dedim.
— Neden aldın o halde, peki? dedi.
— Sen önce geldin, dedim.
Sen de hep geç kalmadın mı her yere, her şehre? dedi bana.
Yetişemedim.
Yetiştiremedim telaştan.
-Şimdi senindir ruhum.
-Senin ruhun var mı? dedim.
Sana göre bir takım elbiseydim. Camındaki tüldüm, sana dokunmaya
çalıştım.
Yapraklar geldi geçti, ezdin ömründen. Ben senin bedeninin bavuluyum.
Açtığında, küfenmiş elbiseleri sen gördün. Herkes vazgeçti benden. Sen
muhakkak emir aldın. Yaratmasaydı, öldürmezdi o.
Peki, benim ruhum varmış mı oldu şimdi?