Çıt

Yazar Hakkında: Pencere Dergi Arşiv

Unutuluşun Çöplüğü

Gözlerinde bir yabancı vardı şimdi. Kırk beş yıl boyunca her gün baktığı,...
Devamını Oku

Fırtına çıkmıştı. Gece boyunca devam eden sağanak yağmurun sesiyle kaç defa uyanıp dışarı bakmıştım… Karanlık ve tedirginlik bir araya gelince, insanın gerçekliğiyle oynuyor. Hangi ara uyumuştum, hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda yorgun hissediyordum. İsteksizce kalkıp perdeyi aralamıştım. Her şeyi pırıl pırıl gösteren bir güneş vardı. Bir süre öylece yansımaları izlemiştim. Asma yapraklarını toplama zamanının geldiğini görmüştüm. Her gün yeni filizler ve gün be gün hızla büyüyen taze yaprakların insanın ruhuna iyi gelen bir tarafı olduğunu bilmenizi isterim. Ben öyle hissediyorum.

Şaraplık asmalara gözüm kaydığında şaşırıp kalmıştım. İki sıra hâlinde, dörder adet diktiğim beş yıllık asmalardan biri, kenarda, kuytuda kalan yerde yatıyordu. Yumuşayan toprakla birlikte, fırtınanın da etkisiyle eğilmiş olabileceğini düşünüp hemen yanına gittim. Onun gelişmesi diğerlerine göre nispeten yavaş olmuştu. Kırılmamış olmasını umarak yavaşça kaldırmıştım. Dip tarafından bir elimle toprağı kazıyınca, önce gördüğüme inanamamıştım. Sonra daha dikkatli bakınca, iki parmak kalınlığında olan gövdesinin toprakla bir olan kısmında, bir kurşun kalemin kalınlığından bile daha ince bir kalınlıkta olduğunu fark etmiştim. O bölgedeki toprağı temizleyince, gövdesini sıkan bir bez parçası olduğunu görmüştüm. Asmayı yeniden sağlamlaştırmak için yere doğru yatırıp yeni bir destek çıtası çakmayı düşünmüştüm. Gövdeyi hareket ettirdiğim anda “çıt” diye bir ses duymuştum. Gövde kırılmıştı. O an yüreğim cız etmişti.

Artık neler olduğunu anlamıştım. Yıllar önce diktiğimde, eğilip kırılmasın diye gövdesinin yanına bir destek tahtası çakmıştım. Tahtayla asmanın gövdesini bir bez parçasıyla da bağlamıştım. Geçen yıllarda tahtayı çıkarmışım, ama bezi almayı unutmuşum. Gövde genişledikçe de bezin bağlı olduğu kısım, gövdeyi sıkmış ve incecik kalmıştı. Beş yıl boyunca asmanın çok yavaş büyümesinin sebebini de o an anlamıştım: Dallara yetemeyen çok az miktarda öz suyu…

Şimdi düşünüyorum, hayat da böyle değil mi? Çocukken unutuluruz. O deli dolu çağlar öyle hızlı geçer ki ebeveynler, geleceğimizi belirleyen hatalarının farkına varmazlar. Sonra günü gelir, o hataların bedelini öderiz. Hemencecik kırılabilir biri olup çıkmışızdır. Ruhumuza açılan yaraları iyileştirebilmek için yılları harcarız. Sevgiyle yeterince güçlenmemiş bir çocukluğu geliştirip meyve vermesini sağlamak ne kadar yıpratıcıdır, oysa. Çoğu zaman farkına varırız: Ne yaparsak yapalım, zayıf bırakılmış dallarımız “çıt” diye kırılacaktır.

Kimi zaman da sıkıca bağlarlar çocukluğumuzu. Korunaklı olsun, yıkılmayalım diye düşünürlerken boğarlar bizi aslında. Hayatın öz suyu olan zorluklardan payımızı azıcık alırız. Sonra bir bakmışız, ruhumuzun dalları zayıflamıştır; “çıt” diye kırılırız.

Beş yıldır el bebek gül bebek baktığım asma ağacının neden yavaş büyüdüğünü hep yanlış anlamışım meğer. Meğer istediği ne gübre, ne budama, ne de ferah bir yermiş. “Gör beni,” demiş. “Unutma, özgür bırak gövdemi zamanı gelince. Kendi sevgi biçimine göre değil, beni geliştirecek sevgiler ver bana. Unutma, özgür bırak gövdemi zamanı gelince; ki güçlenip hemen kırılmayayım, çıt diye.”

1
1
Bu içeriğin etiketleri
, , , ,
Yazar Hakkında: Pencere Dergi Arşiv

Unutuluşun Çöplüğü

Gözlerinde bir yabancı vardı şimdi. Kırk beş yıl boyunca her gün baktığı,...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir