“İhtiyaç” denildiğinde aklıma ilk olarak Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi geliyor: Barınma, güvenlik, sevgi, aidiyet, saygı ve kendini gerçekleştirme… Yıllar geçtikçe anlıyorum ki bu piramidin sınırları insan kalbinde o kadarda keskin çizgiler oluşturmuyor. Bazen bir bardak su ihtiyacı birisinin sana “seni anlıyorum” demesinden daha tatmin edici olamaz. Karnın tok olsa bile paylaşamadığın bir sevincin, derdin ya da yalnızlığın ruhunda bir açlık yaratır.
Tamamlanma Arayışı ve İnsanın Doğası
İnsan, yaratılışı gereği kendini tamamlamaya çalışır. Ama bunu hiçbir zaman kendi başına gerçekleştiremez. Başkalarının varlığına dokunmadan insan kendi benliğini bulamaz. İşte bu yüzden, ihtiyaç sadece fizyolojik değil aynı zamanda derin bir duygusal sesleniştir. Bazen bir çığlık şeklinde bazen de sessiz bir fısıltı olarak duyulan her “ihtiyacım var” cümlesi, aslında “yalnız olmadığımı hatırlat” anlamını taşır.
Görülmek: “Bak, Buradayım” Demek
Bir çocuk çalakalem yaptığı resmini gösterirken gözlerindeki ışıltı, bedenindeki heyecanla, “bak buradayım, beni fark et” dercesine kendini görünür kılma çabasındadır. Yetişkinlikte de bu değişmez; araştırırız, anlatırız, üretiriz ama içeride bir yerlerde hep aynı sesi duyarız: “Gör beni.” Kendimizi ne kadar geliştirirsek geliştirelim ne kadar modernleşirsek modernleşelim bu görülme ihtiyacından kaçamayız. Özellikle çağımızda bu ihtiyaç sosyal medyanın da etkisiyle daha çok arttı; her bir paylaşım “ben de varım” deme biçimi oldu. Ama ironiktir ki ne kadar görünme çabası içinde olursak o kadar görünmez oluyoruz. Çünkü temasın ekran ışıklarında değil, göz göz gelerek başladığını unutuyoruz. İnsan, sadece bakarak değil; bakışının ardındaki anlamı hissederek gerçekten görür. Tüm duygu dalgalanmaları içinde anlattığın bir şeyi karşındakinin seni yargılamadan, yüzünü çevirmeden, sıcak bir temas ile dokunarak seni anlamaya çalışmasıdır. Bu da görülmenin en derin halidir. İnsanın tamamlanabilmesi için, gerçekten görülmesi gerekir.
Duyulmak: Ruhun Sesi
Konuşmanın ötesinde olan bir şey varsa o da duyulmaktır. Bazen yemyeşil bir ormanın içinde yankılanan bir ses, bazen bembeyaz bir sayfaya düşen satırlar, bazen de bir dostun sıcak sohbetinde bir nefes… Bir anne çocuğunun sessizliğinden bile anlar neye ihtiyacı olduğunu; ruhunda duyar onun sesini. Bir dostun suskunluğunu gördüğünde, onun ruhuna dokunursun. Günümüzde insanlar duyulmakla dinlenmeyi birbirine karıştırılıyor. Artık kimse birbirini dinlemiyor, sadece sıra kendisine gelsin diye bekliyor. Birini gerçekten duyduğunuzda onun kelimelerindeki duyguyu anlarsınız. Kim bilir, belki de insanın en çok duymaya ihtiyacı olan “haklısın” yerine “seni anlıyorum” cümlesidir.
Anlaşılmak: Kalbin Dili
“Anlatmak zorunda kalmak” insanı en çok yoran şeydir. İlişkilerde en çok kullanılan “beni yanlış anlıyorsun” cümlesidir. İnsanlar birbirini niyetleri ile anlar; kelimeler çoğu zaman anlaşılmakta yetersiz kalır. Niyeti görmek, içgörüye sahip olmayı gerektirir. Kalbinde hissetmelidir insan. Küçük bir çocuk her ağladığında aç değildir; bazen sadece sevgi dolu bir sarılmaya ihtiyacı vardır. Yetişkinler bazen susar; söyleyecek sözleri olmadığı için değil sadece yalnız kalmaya ihtiyaç duyduklarından sessizliğe bürünürler. Ama çoğu zaman birbirimizin ihtiyaçlarını yanlış değerlendiririz. Çünkü herkes kendi tarafından bakar. Empati kurabildiğimiz zaman ihtiyaçların ana dilini konuşabiliriz. İnsan olmanın en incelikli yanı, karşındakinin neye ihtiyacı olduğunu hissedebilmektir.
Paylaşmanın İyileştirici Gücü
İnsan paylaştıkça hafifler, sırtında taşıdığı koca yükleri paylaştıkça taşınabilir hale getirir. Kim bilir belki de yardımlaşmak sadece toplumsal bir ihtiyaç değil, ruhsal bir gerekliliktir. Kendi içindeki insanlığı hatırlamak için, ihtiyacı olanlara yardım etmek, biri ile yemeğini paylaşmak sadece onu doyurmak değildir; kendi vicdanına ulaşıp onu beslemektir. Sokaktaki bir canlıya bir kap su verdiğinde sadece onun susuzluğunu gidermekle kalmaz, aynı zamanda içindeki merhametinde uyanır. İnsan, ihtiyaçların döngüsünü alma verme dengesinde sürdürür; biri verir, diğeri alır ve her ikisi de iyileşir.
Kendini Gerçekleştirme
Piramidin en üst noktasında insanın yolculuğundaki en içsel motivasyonu “kendini gerçekleştirme ihtiyacı” vardır. İnsan, bu ihtiyacı ile üretir, bir amaç uğruna anlamlı bir iz bırakmayı hedefler. Var oluşunun hakkını vermeyi arzular daima. Kimi sanatta, kimi bilimde, kimi yazıda, kimi de küçük bir çocuğa el uzatarak kendini gerçekleştirir. Burada en temel ihtiyaç anlamlı bir hayat yaşamaktır. İnsan, yaşamında anlam yoksa; yediği yemekten lezzet almaz, sahip olduğu başarıyla gururlanmaz ve kazandığı parayla kendini güvende hissetmez.
Gerçek İhtiyaç ile Arzu Arasındaki İnce Çizgi
İhtiyaçlarını fark edebildiğin noktada insan olursun. İhtiyaçların uğruna başkalarına zarar veriyorsan eğer işte orada bencilleşmeye başlarsın. Modern çağın etkisiyle ihtiyaç ve istek arasındaki fark yok oldu, kavramlar birbirine karıştı. “İhtiyacım var” demeyi beceremez olduk. Sadece “istiyorum” diyerek yaşamaya başladık. Yeni çıkan bir telefon, marka ayakkabılar, paylaşımlar daha çok beğeni alsın diye gösterilen olağanüstü çabalar… Bunların hiçbiri ihtiyaç değil; doyumsuzluğun kılık değiştirmiş hali olan arzulardır. Gerçekten ihtiyaç duyulan şeyler sade, samimi ve sessizdir. İnsan, pencereden yağan yağmuru izleyerek, bir sahil kenarında oturup kitap okuyarak, eski bir dostla kahve içerek, sevdiğini hissettirerek ve sevildiğini bilerek gerçek ihtiyaçlarını yaşar.
Yoksunluk
Modernleşme uğruna “yoksunluk” duygusuna hapsolduk. Hep bir eksiklik duygusu içinde, hep sahip olduğundan daha fazlasını almaya çalışır olduk. Biraz daha almalıyım, daha fazla yere gitmeliyim, biraz daha… Bu döngü bizleri tüketmeye başladı ve yanından tüm dünyayı da sürükledi. Bir annenin yorgunluktan çökmüş gözleri, bir babanın omuzlarındaki yükün verdiği yorgunluk ve bir çocuğun açlığı… İşte bunların hepsi ihtiyaçların sessiz dilidir. Kimi zaman konuşmaya gerek yoktur; bir göz teması yeter. İhtiyaçlar bakışlarda gizlidir. Bundan dolayıdır en büyük iyilik sessizliktir, dinlemektir, yanında olmaktır. İnsanın çoğu zaman kelimelere ihtiyacı yoktur. Sadece varlığının hissedilmesine ihtiyacı vardır.
Bağ Kurmak
İhtiyaç insan olmanın özüdür, sözüdür. Birbirimize duyduğumuz ihtiyaçtan sakındıkça eksiliriz. Birini duymak, anlamak, paylaşmak insan olmanın doğal parçalarıdır. İnsan varlığını ancak bir başkasıyla kurduğu bağ ile tamamlar ve bu tamamlanma hali, tüm ihtiyaçların duyulduğu ve anlaşıldığı o sade anlarda gerçekleşir.
Maslow iflah olmaz bir romantik…Türkiye’deki kadınların yaşamlarını da bilmiyor kesin…Çünkü burdaki kadınlar ikinci basamakta takılı kalıyor yani güvenlikte,hayatta kalabilme çabasında doğal olarak sonraki basamaklar hikaye oluyor…” Yalnız olmadığımı hatırlat” ın anlamı, görülme ihtiyacımız, duyulmak, anlaşılmak,bir çok kendini fazlaca beğenen narsistin yapamadığı insan olmanın en incelikli yanı, yani EMPATİ… Ve bizi biz yapan bağlarımız… Bazen yorulsakta, kırılsakta, kim olduğumuzu unutsakta… Ne kadar doğru bir yerden ve ne kadar içten yazmışsınız kaleminize sağlık..