Hakikat Arayışı

Yazar Hakkında: Mehmet İlhan ŞAHİN

Vicdanları Uyandırmak

Hakkın hukukun başmuhafızı, kale gibi yıkılmaz ve yılmaz bir savcı… Adalet terazisinde...
Devamını Oku

“İnsan, düşünen hayvandır” sözü, bizi biz yapan ayırt edici özelliklerden birinin, belki de en önemlisinin düşünmek olduğuna yapılan güçlü bir vurgudur. Gerçekten de insanın akciğerinin, böbreğinin veya kalbinin fareninkinden pek de farkı yoktur. İnsan biyolojik özellikleriyle değil, düşünebilmesiyle hayvanlardan ayrışmış ve medeniyetler inşa etmiştir.

Bilgi edinmeyi sağlayan her türlü araç, yani gözlem, duyum ve tecrübeler, hatta sezgi ve tahmin gibi bilgiyle doğrudan ilişkili olmayan araçlar, zihnimizde sebeplerle sonuçları birbirine bağlar. İşte bu bağlantıları kurma faaliyetidir düşünmek. Zihnimizin girdilerini artırmak için, bir nevi düşünceyi kuvvetlendirerek, çıktıları yani kurulan bağlantıları sağlamlaştırmak içinse soru sorulur. O bakımdan, soru düşüncenin katalizörüdür diyebiliriz.

İnsan düşünmekle ne elde eder? Biyolojik bir varlık olarak hayatını sürdürebilmek için mi düşünür? Hem evet, hem hayır. Evet, çünkü insan zayıf bir varlıktır; aslan gibi pençeleri ve dişleri, at gibi güçlü bacakları yoktur. Balık gibi yüzemez, kuş gibi uçamaz, tehlikelerden hızla kaçamaz. Zehri, iğnesi, dikeni de yoktur ki kendini savunsun. Kendini soğuktan koruyacak bir kürkten bile mahrumdur. Bu nedenle insan birçok canlıya göre daha zayıf olan biyolojik varlığını sürdürebilmek için düşünüp çareler üretmiş halen de üretmektedir. Buna ateşin icadından, tekstil ürünlerinin ya da av ve savaş aletlerinin üretimine kadar birçok şeyi örnek verebiliriz. İnsanın varlığını sürdürme çabası, bir araya gelerek yerleşik toplum düzeni kurmasını da sağlamıştır, zaten medeniyet dediğimiz budur. Günümüzdeki “Dünya’nın sonu geliyor Mars’a yerleşelim” düşünce ve çabası da aslında aynı kaynaktan köken alır.

Öte yandan, insan sadece biyolojik varlığını sürdürebilmek için mi düşünür sorusunu kesin bir dille hayır diye cevaplayabiliriz. Yani, her düşünce “yaşama ve türünü sürdürme” motivasyonuyla doğmaz. Hatta ihtişamlı ve derinlikli düşünceler, biyolojik varlığımızın çok ötesinde büyük bir arayışın ürünüdür; hakikat arayışının. Yoksa bir insan niye mağarada düşünerek vakit geçirsin? Niye gökyüzünü gözlemlesin? Niye bilim yaparak kendisini, dünyayı ve evreni keşfetmeye ve açıklamaya gayret etsin?

Düşünce çok yönlü potansiyele sahiptir, çok çeşitli hedeflere yönelebilir. Ancak arayışın ürünü olan ve önyargı zincirlerinden kurtulmuş arı bir düşüncenin varacağı yer bellidir; hakikat! Tıpkı meyilli bir coğrafyada enerjisini yüklenmiş bir akarsuyun bentlerini yıkıp eninde sonunda denize ulaşması gibi… Zira o düşünce enerjisini hakikatin çekiciliğinden alır.

Hakikate ulaşmak, yazıda tasvir etmek kadar kolay değil elbette, bu arayışın zorlu bir serüveni olacaktır. Nasıl akarsuyun duruluğu çerçöple bozulabilir, enerjisi önüne çekilen setlerle söndürülebilir veya başka yönlere kanalize edilebilirse düşünce de kirlenebilir, durulup yozlaşabilir veya hakikatten farklı yönlere yönlenebilir.  Bu durumda insan kendini hakikatin cazibesine sırtını dönmüş ve başka meşgalelerin içinde oyalanırken bulabilir.

Peki ya hedefine ulaşan, yani hakikati bulan bir insan için düşüncenin yolculuğu bitmiş midir? Denizlerin okyanuslara açıldığı ve derinlerde sonu gelmez bir akıntılar içerdiği gibi, düşünce de hakikat denizinde akışına devam eder. Nitekim dedik ya düşüncenin durması, durgun suyun bulanması gibi yozlaşmayla neticelenecektir, velev ki hakikat denizine ulaşmış da olsa… Onun içindir ki hakikat arayışı durmaz, durmamalıdır.

Bu içeriğin etiketleri
, , , ,
Yazar Hakkında: Mehmet İlhan ŞAHİN

Vicdanları Uyandırmak

Hakkın hukukun başmuhafızı, kale gibi yıkılmaz ve yılmaz bir savcı… Adalet terazisinde...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir