Yangına Sözcük Atmak

Yazar Hakkında: Pencere Dergi Arşiv

Unutuluşun Çöplüğü

Gözlerinde bir yabancı vardı şimdi. Kırk beş yıl boyunca her gün baktığı,...
Devamını Oku

Sevgili şair, şiirimiz günden güne bir çıkmazın içine giriyor. İçten içe yüreğimizi ısıtan, bize yalnız olmadığımızı hissettiren, direnç gösterebilen, değiştirme gücü taşıyan şiirimiz son dönemde düz yazıya kayan ya da düz yazıdan şiir çıkaran bir yangına benzer duruma dönüştü. Birçok genç şair o yangına sözcük atar oldu. Bunu söylerken şiirin kafiye düzeniyle yazılması gerektiğini kastetmiyorum elbette. Gözlemlediğim şey; şiirimizin geleneksel, heceyle yazan halk şairlerinden gelen güçlü tonunun, tepkisinin ve anlamının günden güne azalmasıdır.

Bir söylenti, iç dökme ya da sayıklama şiiri aldı başını gidiyor. Postmodern bir şiir anlayışının kabul gördüğü bir ortam oluştu: Bazı dergiler de bu tarz şiiri yayımlar oldu. Hatta övgüler ve ödüller bu tür şiirlere verilmeye başlandı. Bu yenilikçi bakış açısıyla iyi yazılan, özenli şiirler de yok değil. Ama şiir emekçiliği yapmadan kolaycılığa kaçan, bulanıklaşan bir şiir anlayışı da çokça var. Böyle bir ortamda genç şairlerimizde doğal olarak bir biçem eksikliği, şiirlerimizde ise imge başıboşluğu oluşuyor. Çoğunluk sanki tek bir şairden çıkmış gibi benzer şiirler yazıyor.

Oysa dilde yeni anlamlar ve imgeler yaratması gereken şair, Türkçenin söylev, anlam, çeşitlilik ve ahenk gücünü yitiriyor. Pasif, itirazsız, sessizleşen bir şiir dili yaygınlaşıyor. Postmodern yaklaşımla birlikte şiirdeki imgeler, yapılmış ve düşünülmüş bir anlatım gücü taşıyan unsurlar olmaktan çıkıp, alelade biçimde şiirin içinde yer alan bağımsız ve bütünle tutarsız öğelere dönüşüyor. Sonuçta yavan, duygudan yoksun, sinmiş bir şiir birikiyor.

Bu yabancılaşmaya rağmen şiir doğasını gerçekleştirir: Bayağılaşmayı üstünde taşımak istemez. Çünkü şiirin söz damarı olan imge, ona aynı zamanda anlam ve düş kanatları takar. Kanatları eksik kalan şair ya da şiir ise tarihin gerisinde unutulur.

Konuşma dilinden sıyrılan şair, şiirleştikçe kendine imgesel bir evren yaratır. Her sözcüğün, hatta kimi zaman bazı sözcüklerdeki harflerin bile birbiriyle güçlü bir bağı vardır. Öyle ki bu bağ sayesinde anlamın ötesinde yeni bir evren kurulur. Örneğin, “(g)özlerim” sözcüğü ile çift anlamlı bir dize yaratabiliriz:

“Yankısını (g)özlerim çocuk düşlerimin”

Görüldüğü gibi dize, sözcüğün farklı anlamlarıyla yeni çağrışımlar üretir. Sözcük hatta hece bir organizma gibi çalışarak okuyucuya farklı evrenler kurar. Düz yazıda ya da devrik cümlelerle yazılmış dizelerde bu durumun ortaya çıkması mümkün değildir. Şiir, çağrışımları güçlü dizlerle bir anlatım yaratmalıdır. Bunun yanında elbette yazarın biçem anlayışı da bu güce destek sağlar. Biçem, iyi şiirin savunucusudur.

Ancak yalnızca biçemi oturmuş, kendine has bir çizgiye sahip olmak da şiiri geleceğe taşımaya yetmez. Biçem, gelenek, imge, dize gibi unsurlar şiirin karakterini oluşturan parçalardır; fakat aynı zamanda yapıyı sarsan bir bütün de olabilir. Aslında edebiyat türlerine göre bakıldığında şiirin kendine özgü bir yapısı, işleyişi, felsefesi, ritmi, derinliği ve tepkisi vardır.

İmge dediğimiz şey düz yazıda da olabilir elbette fakat şiirleşen bir düz yazıyı okuyucu hemen fark eder ve içine sindiremez; ona tuhaf gelir. Nasıl ki düz yazıda şiir iyi görünmezse, şiirde de düz yazı göze hoş görünmez. Şair, şiirine biraz da bu gözle bakabilmelidir.

……

……

Sevgili şair, şiirimiz günden güne bir çıkmazın içine giriyor.

(G)özünde yeni imgelerin yolu belirsin.

1
1
Bu içeriğin etiketleri
, , , , , , , ,
Yazar Hakkında: Pencere Dergi Arşiv

Unutuluşun Çöplüğü

Gözlerinde bir yabancı vardı şimdi. Kırk beş yıl boyunca her gün baktığı,...
Devamını Oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir