Bütün pencereler dibine kadar kapalıydı ruhu gibi kapkara perdelerle. Günler geçmişti kimseyi görmeyeli, bir nefes ses duymayalı. Neydi onu kaçıran, neydi evden çıkartmak istemeyen duygu, hiçbir fikri yoktu. Bir neden onu tutmuştu, o tutuş odalarda dolaştırmış ne varsa içinde büyütmüş ve insanlara küstürmüştü. Kimsenin haberi yoktu, kimseyi istemiyordu, kısır bir döngü gibi içinde büyütmüştü olanı olmayanı. Bütün bunlara sebep belki de o karanlık odada, bir ışığın altında kalışı olmuştu. Belki karnı da toktu ama habersizce her şeye açtı.
İnsana insan gerek. Herkes doğru değildir kabul ya da eksiktir ama insandır. Doğru, yanlış her şey insan için ve maalesef bunu anlamak yıllara mal oluyor. İnsanı görmek gerek, onu süzmek betimlemek, saçmada olsa bir şeyler söylemek veya nedensizce ona gülümsemek.
Doğada her şey kendi türünün içinde yoğrulur. Ağaçlar, kuşlar, bulutlar, taşlar hepsi beraber, bir arada. Su yağmur taneleri ile tek doğar kalabalıklar içinde toprağa düşer, bir yolunu bulur ve bir araya gelirler. Tek kalan su damlacığı görmedim, karanlık toprak altına gitse suları bulur, buharlaşsa bulutu bulur, akıp gitse gölü veya tuzlu da olsa denizi bulur.
Su akar yolunu bulur. İnsan da insanı bulmalı, karanlığın içindeki girdapta savrulmamalı. Doğa bize ayna, su bize can, içimizde var olan suya kulak vermeli. Hayatla ilgili hiçbir fikrimiz olmasa da suyu taklit edebiliriz, varsın insanla sırılsıklam etsin bizi zaman.
