Hangi yöne akıyorsan, düzlüğe çıkmak için akıyorsun. O kadar büyük kayalıkları, o kadar yüksek uçurumları, o kadar geniş ovaları kendini kucaklamak için öğrendin. Kendi engellerini kucaklamak için…
Rüyamda aşağı doğru akan bir ruhtum, uyandığımda suya anlattım. Yukarı doğru çıkarsam kaynağıma ve berraklığıma, aşağı doğru akarsam bulanıklığıma ve özgürlüğüme yol alacaktım. Yol ne kadar sarpsa ben de o kadar güçlü akıyordum, yenilmezdim bu hikâyede.
Özgürlük saflık mı, berraklık mı? Hayır, özgürlük bulanıklıktan çıkmış bir çamurdu. Ben bir insanım, ben bir suyum. Ben senin yan komşunum çünkü ben bir kuyuyum. Ben senin mezarlığınım çünkü ben bir dağım. Ben senin çocuğunum çünkü ben bir okyanusum. Ben senin musluğunum çünkü ben senin annenim ve babanım. Anlat bana rüyalarını…
Ben sana sorun çıkardım, sen bana sorun çıkardın; şimdi fazlasıyla çamurlu bir nehirdeyiz fakat aşağı mı akıyoruz özgürlük için, yoksa yukarı mı çıkıyoruz çamurdan kaçmak için?
Su özgürlük mü? Su adalet mi? Su seni boğmaz mı? Ateş de yaratıldı cehennem gibi! Ateş de kaybolmasın, üşümen gibi…
Çamursun insan! Yangında telef olmanı istemem, bir ceylan gibi.
Sen özgürlüğün bulanıklığından kaçan bir çamursun. Artık kaynağına ne dönebilirsin ne de bir okyanusa inanabilirsin. Çünkü insan, bataklığında özgürlüğünü ararken kendi cehenneminde yüzmeyi öğrenir.
Cehenneme bir damla su ararken, okyanus bile düz değildi.