Kaçıncı Dünya
byKahve fincanının kenarında kalan o kahverengi halka yine aynı yerde her sabah aynı suçluluk hissi gibi yapışıyor hayatıma. İnatçı, yorgun ve huysuz… Yatak sıcak…
Kahve fincanının kenarında kalan o kahverengi halka yine aynı yerde her sabah aynı suçluluk hissi gibi yapışıyor hayatıma. İnatçı, yorgun ve huysuz… Yatak sıcak…
Sabah alarmını yıllar önce ayarlamıştı, pek değiştirmezdi de zaten her sabah o çalmadan uyanmış olurdu. Kaygıyı yenmeyi öğrenme işinin üstesinden geleli bir hayli olmuştu….
Sokaklarda gezerken üşüdüğünü fark etti. Halbuki tüm vücuduna yayılan bir ateşle uyanmıştı sabah. Onu yakmayan sadece ısıtan bir alevin ortasında kaldığını görmüştü rüyasında. Çok…
Derin bir nefes aldı… Elini kalbine koyup gözlerini kapattı. Sanki bir taş oturmuştu da göğüs kafesi bedeninin içinde yer değiştirmişti. Kıpırdamadan öylece kaç saat…
Yıldız için oldukça sıkıcı bir ortam olsa da bu saçmalığa katlanmak zorunda kalıyor. Sebepler ve insan ilişkileri, yeni hayatının parçası olan bu düzen onu…
Odada derin bir sessizlik vardı. Sanki görünmez bir anlaşmanın gereklerini yerine getirir gibi herkes hazırlığa koyulmuştu. Kaya beyaz gömleğinin ilk üç düğmesini ilikledi, sonrakilerde…
Nice şarkılar mırıldandı içinden adam. Dilinden ne şiirler dizdi. Hepsinin ortak noktası “kadın”dı. Kadın…İçine sığdıramadığı, nefesini yetiremediği, bakmaya kıyamadığı biri. Böyle olmayı hiç beklemiyordu….
Evde en çok söylenen cümle şuydu: “Taş yerinde ağırdır kızım.” Bunu söylerken kimse taşın yerinden memnun olup olmadığını sormazdı. Taş dediğin, yerini bilirdi. Yerini…
Etrafını saran alevlere doğru gittikçe kendisini dünyadan sıyrılmış gibi hissetmişti. Tehlikelerin farkında olmak ona doğru gitmeyi engellemeyecek kadar cazibeli görünürdü bazen. Seni çağıran aslında…
Çocukken deniz kenarında yürüyüş yapmayı uçsuz bucaksız denize bakarak hayaller kurmayı çok severdim. Gördüğüm bu mavilik, güneşin ışıklarının yansımasıyla oluşan parlaklık ve suyun dinginliği…