Kırmızı Şeytanla Sınavım

Yazar Hakkında: Bilge POLAT

Gri

GRİ Mayıs başıydı. Buraya nasıl geldiğini hiç anlamamıştı; her şey sanki birdenbire...
Devamını Oku

“Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Dünyaya başka bir gözle bakmaya başlayacaksın” demişti Aliye Abla. Korkmuştum o zaman; değişmekten, dönüşmekten, beni bekleyen bilinmezlerden… Zihnimde onlarca soru vardı. Biliyorum sanıyordum: Kemoterapi salonlarını, ilaçların bedende açtığı izleri, o keskin hastane kokusunu, hasta gözlerdeki solmuş feri, hasta yakınlarının omuzlarına çöken yorgunluğu… Oysa bilmiyormuşum.

Bir kontrolde öğrendim: Tümör üç ay içinde ansızın belirmiş, neredeyse bir buçuk santime ulaşmıştı. O gün, doktorun odasında, hayat aniden durmuştu. Sanki odada yalnızca ben ve hastalık kalmıştık. Nefesim daralmış, aklım yitmiş, hiçbir yere sığmaz olmuş, deliler gibi sokaklara koşmak istemiştim. Günlerce savaştım içimdeki bu boğucu duyguyla. Ama insanoğlu her şeye alışıyordu…

Halk arasında “kırmızı şeytan” diye anılan ilaç hem bedenimi hem ruhumu tüketmişti. Aynadaki yüz bana mı aitti? En sevdiğim saçlarım, kirpiklerim, kaşlarım bir bir dökülmüştü. “Daha gür, daha kıvırcık çıkacak” diyorlardı. İnanıyordum. Çünkü inanmak insana iyi geliyordu. İlk dört kemoterapiden sonra yeni bir ilaca başlayacağım söylendiğinde, tıbbın ‘kür’ dediği, bizim dilimizde ise ‘şifa’ diye hayalini kurduğum o güne bütün kalbimle odaklandım. Her umut, boya kalemlerimle kâğıtlara akıyordu artık. Şafak sayan bir asker gibi, damarlarımdan şifa akarken, ben de kalemimden günlerin izini döküyordum.

Zamanı dayanılır, hatta renkli kılabilmek için yanımda kahvemi, kitabımı, müziklerimi taşıyordum. Totemim haline gelen kemoterapi koltuğuna otururken, uyuyamadığım gecelerde kendime küçük ritüeller icat ediyordum. Bunlar yalnızca günü geçirmek için değildi; hastalığa karşı zihinsel direncimin sessiz birer nişanesiydi. Şanslıydım; ailem ve sevdiklerim yanımdaydı. Ellerimi hiç bırakmadılar. Bana, yeni doğan bir bebeğe gösterilen incelik ve şefkatle yaklaştılar. Onların desteğiyle iyileştim, çok şükür. Evet, neredeyse bir yıl geçti. Hayatıma giren bu hastalık beni dönüştürdü, değiştirdi ve öğretti. Vazifesini tamamladı ve çekip gitti. Bana öğrettiği en kıymetli şey ise şuydu: Daha önce hoyratça harcadığım sağlığımın, aldığım her nefesin, beni var eden organlarımın paha biçilmez bir hazine olduğu…

Şimdi her şeye bambaşka bir gözle bakıyorum. Doğan güneşe, gölgesinde soluklandığım ağaca, dalındaki bir çiçeğe, balkonumdaki kaktüse, sokaktaki kara kedinin masum bakışına… Ve en çok da kendime. Çünkü gördüm ki, insanın en gerçek ve en büyük ihtiyacı, varlığını ayakta tutan can sağlığıdır.

Ekim Ayı “Meme Kanseri Farkındalık Ayı”na ithafen.

Yazar Hakkında: Bilge POLAT

Gri

GRİ Mayıs başıydı. Buraya nasıl geldiğini hiç anlamamıştı; her şey sanki birdenbire...
Devamını Oku

1 Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir