
Gelecek İstasyon: Üsküdar
Defne anonsu duyduğunda kulaklığında Jehan Barbur’un “Gidersen” şarkısı çalıyordu. Marmaray’ın kalabalığında ayakta dururken bir yandan gün içinde yapılacak işleri düşünüyordu: malzemelerin ve tepsilerin hazırlanması, hamurun yoğrulması, elmaların soyulup doğranması, tarçınlı iç harcın pişirilmesi…
Telefonuna baktı. Aklına Eylül’ün mesajı geldi. Selim’den ayrıldıklarını, kendini kötü hissettiğini ve konuşmaya ihtiyacı olduğunu yazmıştı. İş çıkışı buluşacaklardı. “Hayırlısı oldu, Selim Eylül’ü hak etmiyordu,” diye geçirdi içinden.
Trenin kapıları açıldığında insanlar aceleyle indi, yenileri bindi. Defne, kalabalığın arasından geçerek yürüyen merdivenlere yöneldi. Yukarıya çıktığında hafif bir rüzgâr yüzüne çarptı; teninde hissettiği serinlik onu düşüncelerinden çekip çıkardı.
Köşeyi dönüp taşlarla döşenmiş, trafiğe kapalı sokağa girdi. Sabahın telaşı buraya da uğramıştı. Yeni yetme garsonlar dükkânların önlerini paspaslıyor, kimisi masaların üzerini siliyor, kimisi sandalyeleri yerleştiriyordu. Herkes bir şeye yetişme hâlindeydi.
Sokağın başında, yeşil çerçeveli geniş camlarıyla duran İnci Pastanesi hemen kendini belli ediyordu. Büyük vitrinin ardında, Defne’nin dün akşam özenle yerleştirdiği üzeri meyveli pastalar ve tartlar görücüye çıkmıştı. Renkler canlıydı; sabah ışığında daha da belirginleşiyordu.
Tam o sırada Kerem, ahşap kahve masalarını dışarı çıkarıyordu. Defne onu görünce gülümsedi.
“Günaydın, Kerem,” dedi içten bir sesle.
Kerem masayı yerine koyarken başını kaldırdı. “Günaydın, Defne abla, sipariş listelerini hazırladım,” dedi hafif bir gururla.
Defne başıyla onayladı. “Eline sağlık.”
Kapıyı çekip içeri girdi. Yeni pişmiş açma ve poğaçaların kokusu dükkânın içine sinmişti. Rıza Usta tezgâhın arkasında, küçük radyodan sabah haberlerini dinliyor; ince belli bardaktaki çayını ağır ağır karıştırıyordu. Fırının kapağı kapanmış, tepsiler tezgâhta buharını bırakıyordu.
“Günaydın, usta.”
Rıza başını kaldırdı, gözlüğünün üzerinden baktı. “Günaydın, kızım.”
Defne önlüğünü bağlarken onu izledi. Rıza Usta’nın hareketlerinde acele yoktu. Ölçü kaşığı aramaz, tartıya bakmazdı; unu avucuyla kavrar, şekeri göz kararı serper, hamurun kıvamını parmak uçlarıyla yoklardı. Defne hem ona hayranlık duyuyor hem de bu ustalığa yaklaşamamak onu içten içe geriyordu.
Rıza Usta çayından bir yudum aldı. “Bugün elmalı yapacaksın değil mi?” diye sordu.
Defne başını salladı. “Evet, usta.”
Kasadaki elmalardan yeteri kadar aldı. Kabuklarını soyup küçük küçük doğradı. Tavada biraz tereyağı eritip elmaları içine bıraktı; şeker ve tarçın ekleyip karıştırdı. Elmalar yumuşayıp suyunu salınca ocaktan aldı, soğuması için kenara koydu.
Un torbasını çekti. Reçetedeki miktar kadar un eledi; elenen un ince bir kar gibi kaba döküldü. Dolaptan çıkardığı tereyağını terazide tartıp una ekledi. Dağınık bir kum gibiydi hamur. Yumurtayı kırdı. Hamur önce soğuktu; çok geçmeden parmaklarının arasında ısınmaya başladı. Bastırdı, çevirdi, topladı. Tüm gücüyle hamuru yoğurmaya başladı; dışarıdan bakanlar onun hamurla kavga ettiğini zannederdi. Sıcaktan bunalmıştı.
Yavaş yavaş hamurun toparlanmaya başladığını gördü; içindeki gerginliğin de gevşediğini fark etti. Nefesi düzene girdi. Aklına küçükken oyun hamuruyla yaptığı şekiller geldi. Yoğurdukça düşünceler dağıldı, sesler azaldı.
Hamuru merdaneyle açtı. İstediği kalınlığa gelmeyince hamuru tekrar top yapıp yeniden açtı. Muntazam olması için kenarlarını kalıpla kesti. İçine elmalı harçtan koyup kenarlarını kapattı. Kurabiyeleri tepsiye dizdi. Bir an alışkanlıkla tepsiyi göz hizasına kaldırdı. Küçük bir yamukluk gözüne ilişti; parmakları düzeltmek için tepsiye yaklaştı. O sırada Rıza Usta’nın kendisini izlediğini fark edince küçük bir çocuk mahcubiyetiyle baktı. Rıza Usta kafasıyla fırını işaret etti. Ustasının sakinliği, Defne’ye cesaret vermişti. Yamuk olan kurabiyeyi düzeltmekten vazgeçip öylece fırına verdi.
Bir süre sonra tarçınla karışmış elma kokusu ağır ağır dükkânın içine dolmaya, kapı aralığından sokağa sızmaya başladı. Tarçın ve elma kokusu mutluluğun kokusu olmalıydı.
Yazı öyle tasvirlerle dolu ki bu bana çok huzurlu geldi. Kızla birlikte ona eşlik ettim hoşuma gitti her bi yaptığı gözümün önünde canlandı. Eksikliğinde tamlığa giden eşik olduğunu anımsattı.