Numen

Yazar Hakkında: Anıl AKMAN

Kuralsız Hikâye

  Boş duvarların yakın dostuydu çocuk   Köpükten kanatları vardı Çırpamazdı Korkardı...
Devamını Oku

Doğudan yükselen ateş topu tam tepemde, gölge boyum iki karış anca, kaldırım boyu sıralanmış turunç ağaçlarını bir bir ardımda bırakırken fark ettim dilimin damağıma yapıştığını. Ülkenin pek çok şehrinde yağmur ve fırtına, gösterilerine çoktan başlamışken bizim memlekette topraklar hala çatırdıyordu sıcaktan. Turuncu Balcalı otobüslerinin geçtiği Atatürk Caddesindeki durağa vardığımda cebimde beş kuruş olmadığını fark ettim. Bu durumda ne bir şişe su alıp yangınımı söndürebilir ne de otobüse binip eve ulaşabilirdim güneşin çatında. Kırk derecenin kavurucu sıcaklığı yüzde seksen nem oranıyla birlikte bütün vücudumda ve solunum yollarımda dans ederken birden gözlerim bulutlandı. İnsan kendine acımaya başladığında yok oluyordu en çok. Halime acımaya başlamıştım. Çanlar benim için çalıyordu, cebim tam takır, dilim damağıma yapışmış, tüm vücudum terden sırılsıklam olmuş halde kat etmem gereken takriben yedi kilometre yol vardı eve kadar. Yürüyerek biter miydi? Gözlerimdeki yüklü bulut müphem bir yağmura dönüşmüştü çoktan terle karışarak. Beş parasız, kerameti kendinden menkul bir aylaktım. Hâlbuki beş sene önce, böyle bir durum içerisinde olabileceğimi tahmin bile etmemiştim eğitim fakültesinden içeri adımımı atarken.

Üniversite eğitimimi tamamladıktan sonra, bir öğretmen olarak işsiz geçirdiğim onuncu aydı bu.

Erdemlilik taslama merakım yüzünden sahip olduğum yetenekleri ve bilgileri öyle cömertçe sunuyordum ki, şimdiye kadar emeğim karşılığında sunulan hiçbir ücreti kabul etmemiştim çevremden. Ailemin benden maddi bir beklentisi olup olmadığını bilmiyordum ancak yirmi üç yıllık yatırımlarının karşılığını onlara her yönüyle verme gayreti içerisindeydim. İşçi emeklisi babamın, ev emekçisi annemin, lise son sınıfta üniversite sınavlarına hazırlanan erkek kardeşimin ve ortaokul yedinci sınıfta okuyan kız kardeşimin rızıklarına ortak olmaktan dolayı suçluluk duyuyor, kendimi evde bir fazlalık, aileme yük olarak görüyordum. Çalışmak için başvurduğum özel okullar herhangi bir iş tecrübem olmadığını öğrendikten sonra “sizi sonra ararız” diyerek kibarca talebimi geri çeviriyor, yüksek KPSS puan barajı ve sınırlı kontenjanlar atanmam için önümde büyük bir engel teşkil ediyordu. Fırsat eşitsizliğine kapı araladığını düşündüğümden, özel ders vermeyi ilkesel olarak kabul edemiyordum.

Kaldırımdaki çizgilere basmamaya çabalayarak bayağı bir yürüdüm, kendimi düşüncelerimden uzaklaştıracak şeyler yapmaya ihtiyacım vardı. Ancak önümde yürünecek kilometrelerce yol, düşünülecek onca şey varken, sıcağın ve açlığın da etkisiyle bendenizi umutsuzluk buhranına kaptıracak düşünceler satkın bir yoldaşlık halinde eşlik ediyordu dünyada kapladığım hacme. Bu düşünceleri farklılaştırmak için yerlerine yenilerini koyma çabasını gösterme gücünü ilginç bir biçimde kendimde görüyordum. Kafamı kaldırıp etrafı biraz seyretmem ihtiyacım olanı sağlayıverecekti. Son tahlilde öyle de oldu.

Gazipaşa Caddesine vardığımda kırmızı ışıkta bekleyen arabalardaki insanlara mendil satmaya çalışan ayakları çıplak küçük çocuğun çabasında, benim dışımda gelişen başkalarına ait kırılgan hayatları gördüm. Caddenin karşına geçip, Seyhan Çocuk Parkı’nın bitişiğindeki Kazım Büfe’nin eski yerinde işporta tezgâhı açmış korsan kitapçı abinin müşterilerine kitaplar hakkında derinlemesine bilgi vermesini küstahça bir şaşkınlıkla dinledim ayaküstü. Kendimce, bir işportacının kültür ve bilgi seviyesini, kendi algı düzeyime bakmaksızın yargılama gafletinde bulunmuş, kendisiyle sohbete başladıktan sonra bu yaptığımdan utanmıştım. Onun da iktisat eğitimi almış bir lisans sahibi olduğunu öğrendim birkaç dakika sonra. Yapabileceklerini sınırlandırmadan bir karar verdiğini ve hayatının sorumluklarını yüklenerek herkes gibi yaşamını sürdürdüğünü anlattı dakikalar içerisinde. Yaşadığım utanç katlandı içimde, dünyanın insanlara mükemmel bir yaşam taahhüt ettiği yoktu ya! İşportacı abinin söze dönüşen iradesi ve didaktik hikâyesi kötümser düşüncelerimin değişim edevatı oluvermişti.

Eve doğru yol almaya devam ederken kanal boyunda bir evin duvarındaki yazıya takıldı gözlerim; “Oluru var mı? VAR!”. Kendimi bitmeyen kapkara bir gecenin içinde hissederken, gecelerin bir başka geceye değil, sonrasında hep bir sabaha bağlandığını anımsattı o siyah boyayla yazılmış duvar yazısı. Sonra tepemdeki ateş topuna baktım gözlerimi kısarak ve onun bir karanlıktan sonra peyda olduğunu getirdim hatırıma. Eve birkaç yüz metre kalmıştı. Yürüye yürüye bitmez dediğim yol bitmişti.

Dünya görüngülerden ibaret değildi. Beş duyunun ötesinde duygular ve inançlar vardı; umut gibi. Ve eğer umut mezara girmediyse henüz yapacak çok şey vardı.

Bu içeriğin etiketleri
, , , , , ,
Yazar Hakkında: Anıl AKMAN

Kuralsız Hikâye

  Boş duvarların yakın dostuydu çocuk   Köpükten kanatları vardı Çırpamazdı Korkardı...
Devamını Oku