Bir Kırlangıç Süzülmesi

Yazar Hakkında: Yavuz Sezer OĞUZHAN

Haz ve Acı Gergefinde Yaşamaya Bir Çözüm Önerisi: Sentetik Hedonizm

Evren’in, Dünya’nın, insanın var olma amacının ne olduğunu sorgulayan filozoflar ortak bir...
Devamını Oku

Damlaların ıslattığı camların arkasındaki bakışları gayet masumcaydı. Kim bilir ne dünyalar devriliverdi içinde ve kim bilir kaçı ayağa kalkamadı? Şimdi o camın arkasındaki gözleri ıslak ve göğün yüzünde idi. En çok da kedersiz uçtuğunu düşündüğü kırlangıçlara imreniyordu. Nedenini düşünmeden hayranlıkla onları izliyordu. Kuyruğunun güzelliği mi, beraber uçarak tek olmamanın verdiği his mi, diğer kuşlardan daha uzaklara göç edebilme özelliği mi, yoksa bazı inançlardaki bu kuşların, ruhları bir yerden başka yere taşıma görevi mi bu denli hayranlık ve imrenme yaratmıştı?  Ne olursa olsun, imreniyordu işte!

Akşam olma arifesindeki hafif lamba yanmalarının başladığı zamanlarda duyduğu kalp sızısı yine başlamıştı. İncecik bir sızı. İnce bir kesiğin vücutta yarattığı tatlı ile karışık acısı gibi. Dokunursan acır, dokunmazsan zaman zaman yoklar seni. İşte tam da öyleydi. Dışarıda yağmuru izlerken döktüğü gözyaşlarını unutmuş gibiydi. Yeni bir neden buluyordu kendine, kendini melankoli dalgalarına atmak için. Yağmur sonrası kendini gösterse de karanlığa mağlup olacağını biliyordu güneşin. Tadını çıkarıp gülememesi, gülse de sahteliğe bulanacak olması bundandı. Gecenin güzelliğini düşünüp kendini avutmak isterken, her gün kaybettiği heyecanı duymak için sabahı bekleyecekti.

Sabah kim bilir ne zaman ve nasıl gelecekti?

Gece, apayrı bir dünyaydı ona. Mağlup olmanın verdiği mahcubiyeti bir yana bırakıp kuyunun dibinde olmanın güzelliğini yaşama fırsatını kullanmak isterdi bazen. “İlham” diye buna diyordu. İlham ya da  totem veya saplantı; ne denirse artık. Karanlığın, sessizliğin, kimsesizliğin kalbini kapladığı his onun fırçaları eline almasını sağlıyordu. Dün akşam da öyle yaptı. Önce taburesine oturup uzun uzun şövalesine baktı. Sevdiğinin tenine dokunur gibi şövalenin ahşap çerçevesine naif dokunuşlar bıraktı. Kıymıksız ve pürüzsüz bu çerçeve, duygularını tuvale yansıtma heyecanını doğurdu. Bir iç çekti. Kim bilir aklından neler geçti de bir türlü durmak bilmediler! Duraksız hayallerin gelip geçen rüzgarları gibi. Yine derin bir iç çekişten sonra paleti aldı eline. Bir kuğunun suda dans etmesi gibi elindeki fırçası tuvale yaslanıyordu. Yaslandıkça orada bıraktığı iz, keyif katsayısını artırıyordu. Palette bulunan az sayıdaki renkler resmini tamamlamasına yetecekti. Karmaşıklığı, kalabalığı seven biri değildi zaten.  Çok konuşup laf kalabalığı yapmak istememesinin başlıca nedeni de buydu.

Fırçanın tuvalde bıraktığı iz, sırtı lacivert, göğsü beyaz ve gözleri nemli bir kırlangıçtı. Kanatlarını açmış uçarken gözleri ressama bakar gibiydi. Resmedilen vakit, akşamın alacasıydı. Güneşin ala yakın turuncusuna doğru uçan özgür bir kırlangıç. Ruhunu alıp kim bilir nerelere götüren ve getirmeyecek olan kırlangıç…

Resim tamamlanmıştı. Verilen bir görevin bitişindeki rahatlığı duyuyordu ama bu da başka boşlukların ayyuka çıkmasına neden olmuştu. Hala melankolik hala sevdalıydı. Vücudunu yine camın arkasına bırakıp zihnini kırlangıçlara yoldaş etmeye hazırlandı. İçine tüm dünyaları sığdırmak ister gibi yine derin bir iç çekti.  Bir değil, bin bir kırlangıç sığdırdı içine. En uzak diyarlara uçtu. Ruhunu başka göğün başka bulutlarına değdirmek istedi.  Uçtu, uçtu, uçtu…

Yazar Hakkında: Yavuz Sezer OĞUZHAN

Haz ve Acı Gergefinde Yaşamaya Bir Çözüm Önerisi: Sentetik Hedonizm

Evren’in, Dünya’nın, insanın var olma amacının ne olduğunu sorgulayan filozoflar ortak bir...
Devamını Oku