Yalanların Ardındakiler

Yazar Hakkında: Dr. Yavuz Sezer OĞUZHAN

Güzel Şehirler

Şehirler, bağrında barındırdığı insanların kokusunu taşırlar. İnsanlar da yaşadıkları şehirlerin izleri olurlar....
Devamını Oku

Old-Window-by-Ryan-TirYalan…

İnsanoğlunun az da olsa çok da olsa yanlış olduğunu bildiği halde sığındığı nadide liman…

Kimse vazgeçmiyor, vazgeçemiyor bu limana demir atmaktan. Bütün inançlar her ne kadar yalan söyleme fiilinin doğru olmadığını salık verse de “pembe yalanlar” ya da “beyaz yalanlar” gibi kavramları lügatimize çoktan soktuk bile. İnsan, birey olmaktan sıyrılıp şahıs olma boyutuna geçtiğinde sosyal ilişkilerinde hareketlilik, insanlarla iletişim ve başkalık kavramı doğaçlama kendine yer bulmaktadır. Nasıl olmasın ki? Klişeden ibaret bir ifade olsa da “insan sosyal bir varlıktır”.

Birey ve şahıs olma arasındaki fark da işte burada karşımıza çıkıyor. Birey, kişinin sadece kendisi ile olduğu durumu açıklarken; şahıs, kişinin sosyal ortama yani toplum içine girmesiyle nitelenen ismidir. Toplumun bir parçası olarak şahıslar, farklı sorumluluklar altındadır. İnsanların kendine ve topluma karşı sorumluluk sahibi olması her zaman doğru söylenemeyeceği sonucunu çıkartabilir insana. Dolayısıyla, başvurulan bu fiilin senaryosu ve karakterleri nasıl bir niteliğe sahiptir?

Yalan söylediğinde rahatsızlık hissini bazen duymayan var mıdır? Yani her yalanda vicdan azabı çeken masumiyet abidesi insanlar mıyız hepimiz? Sanmam. Zamana, mekâna ve kişiye göre yalan belki de en doğru yöntem olmakta. Despotik idare altındaki bir kişinin ailesine, çevresine ve topluma tamamen doğrularla yaklaşması, birçok olumsuzluk girdabına girmesine sebep olacaktır. İdareciler ya da karar vericiler için yapılabilecek üç seçenek görünmekte;

1) Bütün hislerini gömüp otoritenin memnuniyeti için kendi geleceğini hapsetmek,

2) Bir başkaldırı örneği gösterip her ihtimali göz önünde bulundurarak otoriteye meydan okumak ve

3) Yalan söylemek.

Çok sevdiği bir konuşmacının konferansına katılmak isteyen ama dışarı çıkmasına müsaade edilmeyen bir kişinin; ruhunu hafifletmek için ihtiyaç duyduğu oyunu oynamak için öğretmenine ne söyleyeceğini bilemeyen masum çocuğun; hiçbir şekilde laftan anlamayan, beynini kalın duvarlarla örmüş kişilerin karşısındaki mücadeleci insanın; her şeye muhalif olan, kalp kıran, düşüncesiz ve bencil kişilerin karşısındaki çaresiz kimselerin yollarından biridir işte yalan söylemek.

Yalansız bir hayat… Ütopik bir düş…

Yalan söyleyen ve yalan söylenen diye iki ana karakter varsa bu sistemde, yalan söylenen sıfatındaki kimselerin bir kısmının da diğer adı yalan söyletendir.

Sadece kendi egosunu tatmin etmek isteyen patrona, insan yaşamını hiçe sayan geleneklere boğulmuş büyüklere, fikir hürriyetine hasret kalan bir mahkûma zulmetmekten zevk alan karanlıklara karşı sergilenecek tavırlar ne kadar da sınırlıdır değil mi?

Kimseyi yalan söylemeye davet etmiyorum, edemem.

Ama herkesi yalan söyletmemeye davet ediyorum.

Bizden dolayı kimse yalana başvurmasın diyorum.

Yanlış addedilen davranışlara sebep olmayalım diyorum.

Ama böyle bir dünyanın da kurulamayacağının farkında olarak yine herkesi yalan söyletmemeye davet ediyorum.

Yazar Hakkında: Dr. Yavuz Sezer OĞUZHAN

Güzel Şehirler

Şehirler, bağrında barındırdığı insanların kokusunu taşırlar. İnsanlar da yaşadıkları şehirlerin izleri olurlar....
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir