Dünyanın varoluşundan bu yana su, yaşamın en kadim dostu olmuştur. Suyun yolculuğu yaşam ile başlar. Akışı bazen durgundur, bazen şiddetli ama daima yolunda devam eder. Gittiği yolu şekillendirir, toprağı aşındırır, engelleri yumuşatır. Yolun sonunda yeniden kendisiyle birleşir. Suyun öğretisi, her şeye uyum sağlayabiliyor olmasında gizlidir.
İnsan da su gibidir. Engellere takılır, bazen yavaşlamak zorunda kalır, düşer, yorulur. Ama kendini bulma arayışında yola uyum sağlayarak ilerler, mücadelesinden asla vazgeçmez. İşte hayatın bu keşmekeşi içinde suyun kadimliği hatırlanmalı. Ne kadar zorlanırsa zorlansın, bir şekilde akar ve yolunu bulur. Suskun bir bilge olan suya kulak ver, onu iyi dinle; bunu başaran kendini daha iyi anlar.
Su insana sadece yaşam vermekle yetinmez, bir ayna gibi yaşamın ne olduğunu anlatır. Kurumuş, çatlamış bir topraktan aniden sızmaya başlayan bir kaynaktan damla damla büyüyerek başlar yaşamaya. Önce dupduru ve saftır, tıpkı bir çocuk gibi; küçük engelleri atlaya zıplaya aşar. Nasıl ki akarsular denizlere karışır, çocuklar da zaman içinde sorumluluklar içinde bulur kendini. Yeşerttikleri umutlarla ve hayallerle yoğrulmuş yaşamlarında yetişkinlere dönüşürler. İşte artık büyüme zamanıdır. Bu ana gelene kadar hayatın bin bir yüzü olduğunu görecektir insan. Hayata bakar; bazen bir göl kadar sakin, bazen bir akarsu gibi hızlıdır. En sert geçen fırtınalarda bile kıyıyı vuran dalgalar elbet sakinleşecektir ve işte o zaman su gibi sabırlı olmayı öğrenecektir. İnsan da hayatın içinde akarken büyük acılarla, kayıplarla yüzleşir ama bir şekilde ruhunun derinliklerinden sakinliğini çıkarmayı başarır ve ona tutunur.
Yaşam boyu önümüze çıkabilecek engelleri bir düşünün! Büyük, sert kayalar… Ama ne olursa olsun akan bir su, bu engellere asla boyun eğmez. Yavaş yavaş da olsa işler, sert bir kayayı bile ince ince aşındırır, sağından solundan dolanır; bazen hırçınlaşır, üstünden aşmaya çalışır ve hep yeni yollar keşfeder. Daima dener, asla vazgeçmez. İşte bu insan için de asıl olandır. Su akmaktan vazgeçerse bataklığa, insan vazgeçerse ruhunu kaybetmiş bir hiçe dönüşür.
Uzun yollar kat eden akan bir su, elbet daha büyük kaynaklarla birleşir. Her bir birey farklı kültürlerden, farklı öğretilerden, farklı acılardan ve heyecanlardan geçer; ancak yolun sonunda yaşamın, vardığı yerde değil akışın içinde olduğu gerçeği ile yüzleştirir. Akmaktan vazgeçmeyen insan, sert kayalarla karşılaşıp düşüp yara alsa da sonucunda bir bütün olmayı başaracaktır. Su ayna gibidir; onun akışına baktıkça aslında kendi içine bakar insan. O sonsuzluk hem zayıflıkları hem de gücü gösterir. Ve usulca fısıldar: Yaşamak, akmaktır.