Kendimi dağıtıp var olduğumu sandığım yerlerde gerçekten var mıyım? Parçalanıp her yere yetiştiğimi düşünerek oralarda varlığımı hissettirebiliyor muyum? Bu gibi durumlarda varlığımız ne kadar etkili ya da ne kadar yetiyor? Etki demişken bulunduğumuz ortama ve ortamdakilere bıraktığımız etki kadar varız. Etki yoksa orada var olmuşuz sayılır mı?
“Adını hatırlayan son kişi de öldüğünde, hiç doğmamış olacaksın.” demiş Arthur Schopenhauer. Milyarlarca insanın unutulup yaşamadığını kabul edersek, yaşadığımızı savunmak da zamansal bir algıdan öteye gitmiyor. Varoluşumuzun zaman dilimi bu kadar kısaysa, hayatın çok daha küçük anlarının tadını çıkarmalıyız; hem kendimiz hem de yanımızda var olanlar için.
İnsan, dünyadaki varlığını veya etkisini ararken varoluş zerrelerini azaltıyor gibi; aslında kendimizi ararken kayboluyoruz.
Bazı insanlar sadece yaşar, gelip geçer ve yok olur da bazıları gerçekten var olur.
Şairin tersine varlığın cennetin öbür adıdır diyebileceğimiz insanların yanında var olup onun varlığına şükretmeliyiz.
Çevremdeki insanların ya da bir yerden ayrıldıktan sonra arkamdan hakkımda neler düşündüklerinin çoğu zaman önemli olmadığını düşünsem de bazen merak etmiyor da değilim… Arkanızda iyi ve etkili varoluş izleri bırakmanız umuduyla…
