Sonra Ahım Tutar Kıyamıyorum!

Yazar Hakkında: Gökhan GENÇ

Erik Durumu

Ahşap merdiveni yumuşak toprağa sağlam bassın diye gömüp yeşil yaprakların ve tek...
Devamını Oku

Tiyatroya çağırılmıştım onunla perde arasında ayarlanmış kısa sürelik bir konuşma için. Garip buluşmaydı; kısacık bir ara için çağırılmam da manidardı ve birkaç kişi dışında kimse bilmeyecekti esas mizansenin arkada olacağını. “Kimdi beni çağıran” diye çok düşündüm. O muydu bu buluşmayı ayarlayan yoksa arkadaşlar mı yakıştırmıştı boyu boyuma diye; tam anlayamadım sadece şaşkınım halime. Kısa ve özenli hazırlandım o çocuksu heyecanımla. Her işi bırakıp duyguların peşinden gidiyordum, onun fitilini ateşleyip, ilk eli uzattığı ama benim olan duyguların peşinden.

Haddim olmadığını düşündüğümden bakamazdım bile iki taraftan siyah perçemleri inen esmer yüzüne. Bir sağ tarafı, bir sol tarafı düzeltir aynı eliyle gözlerine indikçe. Bizim melodramımızın senaryosu yoktu ya da sonu havada kalan kısa metrajlardandı. “Ne konuşuruz?” diye kafa yordum epeyce, sonraki hamlelerini hayal ettim pek bir ilerleme kaydedemedim. İyi olduğumu sanırdım bu hallerde hiç öyle değilmişim o zaman fark ettim farkı. Taşlı sokakta ayağım yere hiç basmadı yokuşu çıkarken. Bir çiçek almayı hayal ettim hiçbir yerde bulamadım yol üzerinde. “Kısmet değilmiş” diye geçirdim içimden, “ona yakışır çiçek henüz ekilmemiş” diye düşünüp “ne versem az gelir” diye avuttum kendimi. Zaten tam bir buluşma değil; bir nevi ön görüşmeydi ona göre; konuşabiliyor muyum, nazik miyim, yanına yakışır mıyım gibi meziyetlerimi görmek istedi sanırım. Yine de köşedeki plakçıdan yılın en çok satan plaklarından birini aldım onu düşünüp dinlediğimi düşünsün diye. O sahnenin en güzeli, ben izleyicilerin en sıradanıydım.
Yapımı yıllarca sürmüş, koca şehirde ikinci büyük salonmuş. Batıya başkaldırı, “biz de en âlâsını yaparız”ın mesajıymış. Rengârenk geometrik şekilleri, memleketin her yerinden incecik motifler vardı dip köşelerinde bile. Kafamı ne yana çevirsem başka güzellik, derinlik. Gelme amacımı unutmamalıyım diye düşündüm. Onun gözlerinde kaybolmak için harika bir perde arkası vardır burada diye iç geçirdim.

Oyun; büyük bir zaferden çıkan ülkenin başkentinde bayrak gezdirme töreniydi. Bizimki en önde bayrağı taşıyordu, pek bir repliği yoktu belki ama hep en öndeydi karakterine uygun şekilde. İlk perdenin bitmesini bekledim sabırla. Biter bitmez de koşa koşa ilerledim, ne de olsa vakit kısıtlı ilan-ı aşk kısıtlanmamalıydı. Tam onu görmüşken başka bir dost selam verdi; az da olsa alıkoydu beni oracıkta. O da bize bakıp benim heyecanıma gülüyordu ince ince. Kurtulup eski dosttan sonunda yanına varmıştım. Hep derim yol gitmek daha önemlidir diye bu kez varmak bambaşkaydı. Süzdü beni birazcık fazla, oyunu o oynadı belki ama iki kat merdiven çıkarken ben terlemiştim. Kendi heyecanını ele vermediğini düşünüp “heyecanlısın” dedi. Biraz oyundan bahsettik, vakit daraldıkça hızlanmalı ve o bayrağı almadan önce ben koltuğuma oturmalıydım. Onu çok beğendiğimi ama cesaret edemediğimi ortak arkadaşların beni oraya cesaretlendirdiğini geveledim. Duygularımı anlatıp kısa monoloğumu bitirdim. Dinledi, gülümsedi, dinledi.

Bir ara heyecandan tir tir titreyen bedenimi az da olsa dindirebilmek için duvara yasladım, yorulup sipere yığılmış asker gibi perişandım ama inançlı, rahatlığımdan yaslandım zannetti. “Tamam oyundan sonra beni eve bırak o zaman konuşuruz” dedi, plağı aldı ve gitti. Bir daha öyle bir gülümsemenin olmayacağını bildiğim için tadını çıkardım bir müddet. Eller terli bir şekilde yaslandığım duvardan kopardım kendimi. Oyunun devamı için aynı koltuğu aradım ama bulamadım, kafam yerinde değildi gibi. Başka bir yerde izledim kalan oyunu, sabırla bekledim. Sonunda dışarı kalabalık sokağa attım kendimi, ağzımı kapayamadığımı fark ettim mutluluktan. O da geldi güler yüzlü, elinde bir kaç kitapla. Plağı içeride unuttuğunu sonra alabileceğini söyledi. Yürümeye başladık, dakikalarca konuştuk. Sonra evine uğurladım. “Biz artık beraberiz” dediğini iyi duyabildim sadece. Diğer cümleleri kayboldu gitti boşlukta kulaklarıma gelemeden. Bir müddet oralarda oyalandım sonra kendi evime doğru yürüdüm. Bir kargaşa, bir telaş vardı şehrin en kalabalık caddesinde, seslere doğru yürürken büyük bir yangın çıktığı konuşuluyordu. Duyduklarıma inanmak güçtü. Az önce bayrak tutan kadının oyun oynadığı şehrin en güzel ikinci sahnesi yanıyordu ve bütün sokağı duman sarmıştı. Az önce oturduğum koltuklar yoktu, heyecandan saklandığım duvar bile yanıp kül olmuştu.

Kulağıma ona aldığım plaktaki şarkı geldi;
“Bir ateş yetişir dünya malına
Güvenme sevgilim güzelliğine
Sonra ahım tutar, kıyamıyorum ”

Kimin kıyıp ahı tuttu bilinmez; lakin artık öyle bir şaheser yok. Daha sonraları büyük bir pasaj açılmış aynı yere hem de birkaç dükkânı çiçekçi olan. Bazen içimden geçmiyor değil ilk kıvılcım nerden çıktı diye. Bazen aklıma geliyor yıllar sonra bir kıvılcım bile olmadan biz nasıl bittik diye.

Naum’un kül olan tiyatrosuna ithafen yazılmıştır.

“Bir iki cümle bulabildim, gerisini de ben hayal ettim…” dedi fotoğrafı olmayan o tiyatroyu çizen kadın.
Bir kaç cümle duydum gerisini ben “hayal” ettim.

Yazar Hakkında: Gökhan GENÇ

Erik Durumu

Ahşap merdiveni yumuşak toprağa sağlam bassın diye gömüp yeşil yaprakların ve tek...
Devamını Oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir