Mahkumluk ve Gardiyanlık Kimliğimiz

Yazar Hakkında: Yavuz Sezer OĞUZHAN

Genç Ölüm

  Mozart’ın öldüğü yaştayım Elimde sadece kuru, yavan, sığ bir hayat Yaşıyorum...
Devamını Oku

1971’de “Stanford Hapishane Deneyi” olarak ün salmış bir araştırmadan haberdar olanınız vardır. Araştırma, ABD’deki Stanford Üniversitesi’nden psikolog Zimbardo tarafından gerçekleştirildi. Deneyin konusu şöyledir; yetmiş üniversite öğrencisinin bir üniversitenin psikoloji binasının bodrum katını hapishane gibi kullanacak ve yetmiş öğrenciden kırk altısı mahkum kalan yirmi dördü ise gardiyan rolüne bürünecekti.

Ve oyun (deney) başlamıştır. Öğrenciler, kendilerine biçilen rolleri o kadar iyi oynamaya başlamışlardır ki gardiyan rolündeki öğrenciler sadistçe, bencilce ve acımasızca mahkum rolündeki öğrencilere hakir davranmaya başlamışlardır. Bunun sonucu olarak da mahkum rolündeki öğrenciler, çok ciddi psikolojik çökme geçirmiş ve üzerlerinden atamadıkları ve atamayacakları ruhsal yaralar hissetmeye başlamışlardır. İş o derece ciddi boyutlara ulaşmıştır ki gardiyan rolündeki bazı öğrenciler mahkum rolündeki öğrenciler üzerinde sergiledikleri şiddet fiilleri yüzünden yargılanmışlardır. Ve deney, verilen zararlardan ötürü sadece altı gün devam ettirilebilmiştir.

Niyetim elbette, bu araştırmayı anlatıp ansiklopedik bilgi vermek değil.

Günümüz dünyasında nasıl bir yeri olduğunu ve bizim bu dünyanın hangi paralel ve meridyeninde durduğumuz yönündedir.

Her birimize daha doğmadan kodlanan roller vardır. Örneğin; kadınsan, çalışsan da çalışmasan da evini temizleyeceksin, yemek yapacaksın vs… Erkeksen üstün olacaksın, kendini kadına ezdirmeyeceksin vs… Bunlar küçük insan grupları. Bir de büyük insan grupları olanlar var; toplum, millet ve ırk gibi. Tarihin verdiği rolleri var bunların da. En basitinden Hindistan’daki kast sistemi ve hala zencilerin hem kendilerine hem de başkalarının bakış açısı gibi. Ya da inançların insanlara yüklediği roller gibi. Aslında çember en küçük olandan sonsuza o kadar uzayıp gidebilir ki?

İnsanın kendine biçtiği rol yok mudur? Kendini bir şekilde sınırlandırdığı; davranışlarını, sözlerini ve en önemlisi de hislerini bir kaba koyduğu duvarları yok mudur?

Stanford Deneyi’nde mahkum rolündekiler, mahkum psikolojisine, gardiyan rolündekiler de gardiyan psikolojisine bürünüp yaptıkları eylemlerden kendileri sorumludur da onlara bu görevi verenlerin hiç suçu yok mudur? Olmamalı mıdır? Hiçbir kıyım, hiçbir can yakma taraftarı değilim elbet ama savaş döneminde halkların ve hatta daha da keskinleşerek askerlerin, komutanların ve devlet adamlarının büründüğü o uç roller için nasıl bir tavır takınmalıyız da takınıyoruz? On binlerce kişinin ölümüne neden olan bir devlet adamı ve komutan varken, onları bu ruha sürükleyen halkın ve/veya şartların masum olduğundan bahsedebilir misiniz? İşin bir de medya tarafı vardır tabi. Rolleri körükleyen ve yapılan işin insani boyutundan sıyrılıp vatani görev sınıfına girmesi gibi.

Uluslararası örnekler verdim; yalnız dediğim gibi bizim zaten baştan kendimize biçtiğimiz roller var. Yani iş kendimizde bitiyor. Mantık ve vicdan yerini başka unsurlara terk ediyor çoğu zaman.

Bizler rollerin kurbanıyız vesselam. O kurban sıfatından kurtulmak imkânsız sanmayın. Madem her birimiz ayrı ayrı bireyiz; o zaman hepimizin farklı farklı çıkış yolları olacaktır.

Mahkum ve gardiyan rolü verilse bile bir denek, bir öğrenci, bir fert olduğumuzu unutmamak dileği ile…

Yazar Hakkında: Yavuz Sezer OĞUZHAN

Genç Ölüm

  Mozart’ın öldüğü yaştayım Elimde sadece kuru, yavan, sığ bir hayat Yaşıyorum...
Devamını Oku