Hürriyet Apartmanı

Yazar Hakkında: Ahmet KIRMACI

Kısaca

Merhaba… Çok uzun zaman oldu. Yazdı, sonbahardı derken şimdi kış… Bahanem çok...
Devamını Oku

HÜRRİYET APARTMANI

Bu eski zamandan kalma ama hala sapasağlam duran apartmanın en çok da ismini seviyordu. “Ne güzel bir isim” diye düşündü: “Hürriyet Apartmanı”. Farklı bir sıcaklığı vardı bu ismin.

Daha apartmana girerken eskiyen güzelliğini garip bir ürpertiyle hissediyordu. Hani eski evlerin kendine özgü karanlık ve yaz sıcağına inat soğuk giriş yerleri ve başka apartmanlarda olmayan, tuhaf ama güzel kokusu vardır ya, başka bir iklime de gitse yine kokusunu hissedersin teninde; işte öyle bir ürpertiydi bu. Başka evlere nazaran pencereleri daha uzun, balkonları dar bu ev, ne çok şey anlatıyordu ona. Kim bilir kim koymuştu bu ismi, kimler kalmıştı onca yıl geçerken bu evde?  Sırf çok fazla taşındığı için, çok sevdiği şairin ondan daha özgür olduğunu ve belki de o yüzden onun bu kadar güzel şiirler yazdığını düşünüyordu. Onun için hapislikti alışmak. Sancılıydı alışmaya çalışmak. Bu sancılarına merhem, aralıklarla gelen arkadaşlarından başkaları değildi.

Tek başına kaldığı yalnız günlerine alışmasına en çok onlar yardım etmişti. Tek başına yapamazdı zaten. Ama birden fazla da olamıyordu uzun süreli. Kısa zamanlarla çokluk, ona en iyi gelen şeydi.

Sessizliği severdi gürültüyü özleyerek. Gitmek isterdi gidemeyip. Çok severdi azalarak. Zıtlıklar anlık değişirdi içinde. Birden özler birden sıkılırdı. En yakınına koyduğu şeyler hep alışkanlıktandı. Köşede duran yazı masası da ahşap haliyle her gece usulca üzerine uzanan saf beyaz sarı kağıtlara yazdığı şiirlerine çoktan alışmıştı anlaşılan. Çoktan hapsolmuştu alışkanlıklarına anlaşılan. Bir pencere bile değildi alışmak, alışmak belki de hapislikti.

Evinin buz mavisi duvarlarında, kendi kendine mırıldandığı şarkılarla, hafta sonları gelip giden arkadaşlarıyla yaptığı muhabbet sesleri asılı duruyordu. En çok da şiir muhabbetleri yapıyorlardı, serde şairlik vardı nasıl olsa. Şiir nedir düşünürdü hep? Her güzel söz şiir sayılmazdı ya, her şiirin güzel sayılmadığı gibi. Ölçülü mü yazmalı yoksa ikinci yeniler gibi daha mı hür şiirler? İlk zamanlar kafiyenin yapılış amacının şiirin akılda kalması için olduğunu öğrendiğinde hiç de şaşırmamıştı. Hep de kafiyeli şarkılar kalıyordu aklında. Şiire yaslanmış şarkılardan güzeli de yoktu zaten. Huzur veren melodiler nasıl da huzursuzlukla çıkıyordu ortaya.

Kendi de biliyordu aslında huzursuzluk işiydi bu şarkı-şiir meselesi; hepsinden önce . Durduk yere yazamazdı ya! Ya bir düş, ya bir gözlem ya da özlemekti. Bunlar sadece kıyıdan ufku seyretmekti aslında. En sancılısı da denizin ortasında olmaktır, kıyıdan seyretmek değil, aksine dalgalarla boğuşmak.

Oysa ne kadar da huzurluydu mavi olan her şey. Yazdıkça azalıyordu tutsaklığı, etrafını çevreleyen bu çizilmiş kaidelerden bir nebze sıyrılıp kaçabiliyordu hapsolduğu yerden. Nasıl da güzeldi mavi. Mavi ışığa boğardı zindanları, kara geceleri, şiire boyardı sarı sayfaları.

Bu içeriğin etiketleri
, , ,
Yazar Hakkında: Ahmet KIRMACI

Kısaca

Merhaba… Çok uzun zaman oldu. Yazdı, sonbahardı derken şimdi kış… Bahanem çok...
Devamını Oku