El Camino

Yazar Hakkında: Ahmet KIRMACI

Kısaca

Merhaba… Çok uzun zaman oldu. Yazdı, sonbahardı derken şimdi kış… Bahanem çok...
Devamını Oku
Fotoğraf: Çiğdem Aktaş Tüylüce

Ahşap kokulu öykü evinden ayrılırken, içimdeki heyecan yerini umut ve huzura bırakmıştı. Hoşça kal derken merhabalaşıyorduk sanki. Asansörle çıktığım 7. katın merdivenlerini sayarak inerken aklım durmuyordu, belki de bu yüzdendi uzun süre bir şeye odaklanamayışım, uzun cümleler kuramayışım. Ah İstanbul…  Hep böyle mi olur bu şehrin evleri dedim, balkonları yok denecek kadar az ve küçük, sokakları bıkmadan yürünecek kadar uzun ve dar. Şair; “Nazlı bir misafirdir, ısrarlı davet etmedikçe gelmez kapına ilham.” diyordu. Ama nedense yürüdükçe sözler dökülüyordu yerlere. Toplamak zaman ister dedim yine yazmayı erteleyerek. Yaş aldıkça zorlaşıyordu sanki yazmak, ya da özgürlük bitiyordu belki de. Evet evet, özgürlükle ilgisi çoktu. Çocukluktu özgür olmak. Sınırlarımızı çiziyorlardı coğrafyalar gibi, her şeyin bir etiketi, herkesin bir statü tanımı vardı artık. Kendimizden uzak bunca yol varken önümüzde, sevmek de başka bir ülkenin sokaklarında kalmıştı sanki. Oysa sevmeden yazılır mıydı hiç, çıkar mıydı şarkılar sihirbazın şapkasından?

En sevdiğim sokaklarında yürürken İstanbul’un, tek düşündüğüm bunlar değildi aslında. Kim bilir kaçıncı geçişim bu yollardan, bazısı seninle, çoğu sensiz zamanlarda. Kadıköy rıhtımdan, Bahariye’yi takip eden tramvaylı yokuş yol, devamında Moda’ya gider. Yolda yürürken sağlı sollu kafeler, dükkanlar, adını hatırlamadığım ilkokul, köşedeki kilise, hatta ağaçlarla bile sanki önceden tanışmıştık. Adımlarım azalırken varmak üzere olduğum yere doğru, konserin heyecanını bile unutmuştum. Oysa konser öncesinde sürekli söyleyeceğim şarkıları düşünür dururdum, prova edilenlerden de çok azını söylerdim. Söylenecek şarkı kendini bilip sıraya giriyordu zaten.

Tam bu sırada yine o yarım şarkım dolandı dilime.”Yolları yıkmışlar aşkım/ışıkları kesmişler şaştım…” İkinci dörtlükte başka sözler olmalı diye uğraşıyordum yazdan beri. Elimde kalem kağıt yerine bazen telefonun not defteri bazen de ses kaydı eşlik ediyordu denemelerime. “Olmadı olmuyor aşkım/Gücüm yok gözlerim yaşlı,”Ben sana nasıl alıştım/Gitme dur gitme n’olursun.” Tekrarladıkça kafiyeler kulağımı tırmalaya başlıyordu. “Ş” harfi fazla geliyordu her defasında. Eksiltsem kafiye hepten değişmeliydi. Bunu yapmak da en zoruydu benim için. Hem de uzun bir alışkanlıktan sonra çok zordu. Belki bir şaire sormalı, kime sormalı? Tanıdığım bütün şairler ölçüsüz yazıyordu. Gerisi de zaten çoktan ölmüşlerdi. Şarkı sözü de olsa hecelerini saymak gerekiyordu, prozodiye uymalı bir de. Bu yarım öykü uykularımı kaçırıyordu. “Her bestecinin mutlaka yarım kalan bir bestesi vardır, onu tamamlamak için yaşar”  diyordu üstad; ama bu beste o olmasındı. “Uykular İçinde”.

Yolları, yokuşları aştığımda artık Moda Yelken Kulübü’ne varmıştım. Konser saatine daha 3 saat vardı. Grup arkadaşlarımdan sadece Alper oradaydı. Biraz gergindi, aslında ben de öyleydim, neyse ki yüzüm soğuk, belli etmezdi telaşımı yüzüm çok. Birer çay söyledik, o sigarasını yaktı, son defa şarkılara baktık, hangisiyle başlasak diye. En iyisi Gipsy Kings’ten  “El Camino” diye karar verdiğimizde kelime anlamının “yol” demek olduğunu bilmiyordum.

Yolların umut olduğunu düşündüğüm bir anda, yolun köşesinden yalın ayaklarıyla yanımıza gelip, minicik; kirli ama masum ellerini ayaklarımıza değdirip başına götürdüğünde söylediği sözlerden bir şey anlamadığımız halde, açtığı ufacık avucundan, para istediğini anladığımız zaman, gün çoktan kararmıştı üstümüze. Küçücük yüreğiyle tüm dünyanın kirini taşıyordu ellerinde.

Ahşap kokulu öykü evi, öykücü şair, şiir, şarkılar, el camino, yollar büsbütün kararmıştı, artık uykular içinde ve kirliydi ellerimiz.

 

Yazar Hakkında: Ahmet KIRMACI

Kısaca

Merhaba… Çok uzun zaman oldu. Yazdı, sonbahardı derken şimdi kış… Bahanem çok...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir