Arkasını Toplayamayanlar

Yazar Hakkında: Fatmanur ALSANCAK

Dalgın vs Dargın

Burada oturduğum yerde Yüzler görüyorum, sizlerin yüzünü. Gözleri parlak yapan filtrelerin ardında...
Devamını Oku

Sıradan bir Eylül gecesinde gözlerini sonsuzluğa yumdu Sami amca. Hiç kimse üşümedi Sivas’ın sonbahardan vazgeçmiş havasında. Hayatın ikinci evresinde huzurevindeki odasında geçirdiği ömründen tüm dünya milletleri habersizdi. Kimse bilmedi içinde biriken dağ yığınını, bildiremedi. Yatağını topladı, pijamalarını katlayıp yatağın üzerine koydu, yemekhaneye indi, çıktı, odasına döndü. Eline bir baston alıp iki kolunu bastonun başlığına koydu. Kollarını birleştirip çenesini dayadı ve gözünü bir noktaya dikti.

-Anladım, dedi, hayat altmışından sonra başlıyormuş.

Kimse duymadı dediğini kendisinden başka. “Ne Emine hatun kaldı benden geriye ne Zeynep kızım. Ben onlara arkanızı unutman dedikçe onlar bana yol oldular, benden önce gittiler. Şimdi en yakınım olan yalnızlığımla dertleşiyorum. Çıktığım basamakların hepsi boşuna imiş. Sen sen ol oğul, kendini yalnız bulma. Çekilmez bir dert imiş.” demek istedi koskoca odasında bir başına.

Cenaze törenlerinde en önde saf tutan ve fakat merhumu tanımayanlar için bir sesleniş konuşması yapmak isterdim. Fakat bunu yapabilmek bir merdivenin basamaklarında zirveyi bulmuş olmakla eş değerdir. Ne ilk basamakta ne son basamakta bunun hayalini kurmaktayız. Hayatımız basamak basamak geriledikçe bizler kocaman bir odanın en sessiz objesine evrilmekteyiz.

-Ziyaretine gelen cami eşrefinden bir vefakar, Sami amcayı ziyaret etmek için yanına geldi. Elinde içi meyve dolu iki poşetle Sami amcanın yavaş yürüyüşünü izledi. Yanına oturdu. Kulağı ağır işiten Sami amcaya sesini duyurmak için kulağına değdirdi sesini:

-Beni tanıdın mı Sami amca?

-Kimsin? Bu kim?

-Ben Yahyabey’den, hani camide buluşuyorduk hatırladın mı?, dedi bağırarak.

Sami amcanın gözleri parladı bir anda. Zor anladığı için içi sızladı. Bu duygunun kendisine ne kadar da tanıdık olduğunun farkındaydı.

Sohbet ettiği kişilerin gözüne bakarken ağlamaklı oluyordu. Merakla bakan gözlerine iki damla su bulaşmıştı, kelimelerini susmaktan unutmuştu artık.

Ziyaretçisi ayrılırken yine bilindik cümlesini kurdu tek nefeste: Arkanızı unutman.

Huzurevinin hem rengi hem de dünyası kahverengi idi. Bir çocuk evleri kadar küskün olmasa da merdivenin son basamağında soluklanıp çıktığın basamaklara şöyle bir bakma durağıdır burası. Arkasını unutanlarla arkasını toplayanların buluşma merciidir. Sızının artık buruna değil ruhun derinliklerine nakşolunduğu suskunlar yeridir. Bol salalı, az selamsız.

Huzurevinin suskun sakinleri bir sonraki salayı beklemeye devam etti. Camilerin mahyalarına gözler serilmiş, akıllar unutmakla unutmamak arasında kararsız, Eylül’e varmış ve neye bürüneceğini bilemeyen Sivas havasında sıradan bir gece için bitmiş basamakta arkalarını toplamak üzere bir nefes daha çekildi.

Yazar Hakkında: Fatmanur ALSANCAK

Dalgın vs Dargın

Burada oturduğum yerde Yüzler görüyorum, sizlerin yüzünü. Gözleri parlak yapan filtrelerin ardında...
Devamını Oku