İnsan yokken vardı şiir. İnsan oldu, şiiri yazacak müptelâ oldu. Ama her insan olmadı şair. Her müptelâ olamadı şair. Her insan gibi değildi o. Onlar gibi görünürdü ama onlardan değildi. Zamanı yaşadı, göğü, suyu, boşluğu kokladı. Kalbinde hızlı hızlı atan o duyguyu anlamlandırdı. Meselâ, susmasında derin çığlıklar biriktirdi. Bakışları, ruha nakışları, sessizce akışları diğerlerinde yoktu. O’nda vardı. Bazılarında da vardı ince bir ruh, yanan yürek, süzülen düşler. Ama O anlamlandırdı acıyı, heyecanı, sevdayı. Gecenin sabaha dönüşünde daha çok anlam buldu. Sabahın gece oluşunu bir başka sezdi. Herkes, bahar geldiğinde sevinç naraları savururken O, kış ayında yağan karın beyazındaki masumiyetin kaybolmasına üzüldü. Herkes, güneşin doğmasını beklerken O, yıldızların güzelliğine dalıp uçsuzlara dalardı. Herkes ağlarken güldü, herkes gülerken ağladı. Bir ırmaktan akan suyun yankısı oldu dizeleri. Kuş kanadının çırpınışında yarattı ritmi. Kâfiyeler, göğün sesiyle oluştu. Ağaç dallarındaki yapraklarla süsledi kelimelerini. O, sadece sustu. Şiiri tabiatta buldu. Tabiat, şiir oldu. O yüzdendir ki şair, aynı zamanda bir mucittir; tabiatın, kendisinin ve sanatın mucidi…
Şairlere selam olsun. Kalemine sağlık.
Kaleminize sağlık hocam, çok güzel bir eser olmuş