İpek Kanatlı Bir Kuş

Yazar Hakkında: Esra Özger BOZLAĞAN

Boş Sandalye

-Rahmetli dedem Alaaddin Uzun’un aziz hatırasına…-  Yürüyorsun. Tık tık tık… Ayak seslerin...
Devamını Oku

-Yaz ,dedi, kalem.
Önce, hikmet sahibine. Hikmetinden sual olunmayacak her sebep adına; yaz.Ki her şeyin en doğrusunu bilirdi hikmet ehli. Tabi en isabetli olana da yine onlar karar verebilirdi. O vakit en büyük hak sahipleri de onlardı elbet kalem üzerinde. Öyle olmalıydı. Velâkin kalemdi bu. Kelam sahibi. Konuşmadan söz söylemek onun marifetiydi ya. Ve dahi kelimelere, cümlelere ve cümle işaretlere dokunmadan var olmak yaratılışındandı ya. Belki de bundan kolay kolay kimseciklere boyun eğmez, el öpmezdi. Kalemce bir düşünüşle ilim mutlaka faydalı olmalı, amellere riya bulaşmamalıydı. O, her şeyin en temizine talipti. Bu sebeple kalemin arayışı uzun, zahmetli ve kederliydi. Sancılıydı hikmet sahiplerini bulmak. İlk bakışta belli olmazlar, öyle ki bile isteye kendilerini saklarlardı. Kalem ise sabırlıydı. Heveskârdı. Hem de inatçı. Zor olana talipti. Zordu. Fakat bir de gönül eşini bulursa… Ruhunu oracıkta teslim ederdi. Ancak gariptir ki ölmezdi. Ölemezdi. Bilakis o an daha da bir canlanır, sahibine kavuşmakla ömrüne ömür katardı. Şu fani dünyada kimsenin sevdasına benzemezdi onunkisi. Her bir şeyin miadını doldurmak üzere bekleştiği ölümlüler diyarında onun imtihanı sonsuzluk mefhumu üzere idi. Bu sebeple vuslat adeta kalemde anlamını yitirir ve dahi sevda yeniden onda iham bulurdu.
-Yaz, dedi, kalem.
Bu kez irfan sahibine.
– İçinde ne varsa dök kâğıda. Benimle.
Kalemin kalemlikten maksadı neydi ki zaten?Maksat yalnızca sahibini bulmak değildi ki .Belki de asıl zor olan sahibinin içini görmek, yüreğini dökmesine sebepler üretmekti. Onunla dertlenmek, kederlenmekti. Hepsi de kalemi kalem yapan şeylerdi nihayet. Bütün bunları marifet dairesi içine alabilmek için kalem, oraya buraya saçılır, koşturur, yorulurdu. Bazen ise ipek kanatlı bir kuş olur gökyüzünde durulurdu. Onun sebebiyle yazılan her bir harf de orada huzur bulurdu.
-Yaz, dedi, kalem.
Bu defa da ilim sahibine. Bilmek fiili ile. Ama en çok da kendini bilmek. Doyumsuzdu kalem. İlim sahiplerinden devşirdiği onca bilgiye rağmen tatmin olmazdı. İlle de kendini bilmenin derdindeydi. İlle de kendini bilene sırrını vermek isterdi. Kendini bilmek…Ne çetrefilli, ne dolambaçlı bir yol. Nice âlimlerin, ariflerin dahi naçar kaldığı bir derin kuyu. Bilenlerle bilmeyenlerin farkının en fazla aşikâr olduğu ince bir imtihan. Kalemin nasibine düşen son sefer. Kim bilir kimler?
-Yaz, dedi, kalem.
Hikmet sahibine, ilim ve irfan sahibine. Ve sonra, en sonunda ‘yaz’ dedi. Kelam ve sözün, âlemi ve âlemdekilerin değerini anlamakla şerefleneceğini bildiğinden. En nihayet ‘yaz’dedi. En şereflilere. Kadir, kıymet bilenlere…

Bu içeriğin etiketleri
, , , , ,
Yazar Hakkında: Esra Özger BOZLAĞAN

Boş Sandalye

-Rahmetli dedem Alaaddin Uzun’un aziz hatırasına…-  Yürüyorsun. Tık tık tık… Ayak seslerin...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir