“Bir sabah saçlarımı, okşayıp da rüzgar,
İzlerini sürüp de, gidecek beyaz beyaz
Ve güneş aynaya baktığımda çizgilerden
Yeni bir yüz gösterecek, üzülerek biraz”
Zaman akıyor ve zamana henüz dur diyebilen görülmedi. Sezen ne güzel özetlemiş, beyazlar ve çizgiler katlanarak kendini göstermeye devam ediyor.
Aynalara bakanlar bu deli zamanın yaptıklarına aynı hisle mi tepki verir? Sanmıyorum, seven de sevmeyen de çoktur yaş almayı ya da yaşadığı anı yaşamayı.
Bazen hızlı bazen yavaş ilerlediğini düşündüğümüz oysaki hep aynı tembellikte ilerleyen zaman, insan bedenini ağırlaştırır; ağırlık artmasa bile onu taşıyacak güç her geçen gün azalır.
İyi ve mutlu yaşama kabiliyeti bulunmayan insanlara her çağ ağır gelir. Cicero, Yaşlılık Üzerine
İnsan nerde, ne zaman, nasıl mutlu olur; herkes için bunun farklı olması gayet doğal. Her hali, her nefes alışı ihtiyat ile kabul etmek en doğru olan olmalı.
Ömrün her döneminde, kendine has bir yapı bahsedilmiştir; çocukluğun zayıflığı, gençlerin haşinliği, orta yaşın ağırbaşlılığı ve yaşlılığın olgunluğu vardır. Doğal olan kendi dönemlerinde bunları kabul etmektir. Cicero, Yaşlılık Üzerine
İnsanların hayatları ile ilgili en mantıklı kararları yirmilerin sonunda aldıkları söylenir. O yaşları çoktan geçmiş birisi olarak bu düşünce mantık açısından doğru olabilir ama hayatı tanımanın ya da fluluğu kaldırıp dünyayı net bir şekilde görmenin çok daha ileri yaşlarda olacağını düşünüyorum. İnsan yaşayıp gördükçe veya kenara çekilip etrafına baktıkça her şeyi daha net görür. Belki o yüzden öğüt vermeler artıyor, gerçi öğüdü alan da yaşayıp hata yapmayı seçiyor ya bu da gerçek. Flu iken tatlı gelen her şey keşke net görebiliyorken yaşanabilse.
Aynalar yeni bir yüz gösterse de zamanla, çizgileri ve beyazları net görmenin de tadı da başka.
İnsan uzun yaşayınca istemediği ne çok şeyi görüyor! Caecilius
