Bir Garip

Yazar Hakkında: Gökhan GENÇ

Erik Durumu

Ahşap merdiveni yumuşak toprağa sağlam bassın diye gömüp yeşil yaprakların ve tek...
Devamını Oku

Kafesinden azat edilmiş kuş gibi cuma günü iş çıkışı yaklaşık bir saat koşar adımla Beyazıt Sahaflar Çarşısı’na yürümek tekdüze hayatımdaki nadir zevklerimden biriydi. İlk kez gördüğü şeker dükkanına girip sağa sola gülücükler dağıtan çocuklar gibi ne alacağımı bilmeden dolanır, birkaç eski kitap alır, onları da hafta sonu soluksuz okurdum. Yine öyle oldu, isimlerinin pek önemli olmadığı yaklaşık otuzar yıllık üç kitap bulup, aldım. Nedense pek severim, kitaptaki sevilen cümlelerin altı çizilmesini, içerisinde birkaç not olmasını ve geçmiş kokmasını. Ben yaşanmışlıkların ve okumuşlukların peşindeydim. Okuduğumda ne hissettim ve altını çizen, not alan okuyucu okuduğunda acaba ne hissetmişti gibi birçok soruyu aklımdan geçiririm. Hem hayal hem gerçek, bir hafta sonuna sığardı. Elbette ucuza kaçtığım için aldığımı zannedenler de olurdu. Bir defasında iş arkadaşım okuduğum kitabın yıpranmış olduğunu görünce bana alay eder gibi bakmıştı, aslında bu bile doğru bir iş yaptığımı kanıtlıyordu. Pek sosyal biri de değildim, bu da su götürmez bir gerçekti. Belki de benim sosyalliğim kitaplarda saklıydı kahraman, yazar, çevirmen veya kitabı okuyan biri, yeni arkadaşım olurdu.

Eve varır varmaz ilk kitaba başlayıp gece yarısına varmadan bir solukta bitirmiştim. Çok mu boş vaktim vardı, yoksa hızlı bitirmeme sebep; kolumdan tutup beni bırakmayan kitaptaki karakter miydi bilemiyorum. Aynı gece bir başka kitaba daha başladım. Bu kitaptaki koku bambaşkaydı, güneş, toprak, su ve hatta rüzgar kokusu burnumun kıvrımlarında dans ediyordu. Bazen kitapların adlarını, yazarlarını unuttuğum olurdu ama kesinlikle kokularını unutmazdım, koku hafızam iyidir. Yaşamımla anlamlandırdığım her kokuyu yıllar sonra içime çeksem bile unutmam, koklayınca o ana döner, zaman makinesinde oluşumun keyfine varırdım. Bu kitaptaki koku da aklımı başımdan almıştı. Kitabı alırken de özellikle içini karıştırmaz, okudukça, sayfaları çevirdikçe sürpriz olsun isterdim. Ne ile karışılacaksam belli bir sıra ve düzenle görünmeliydi bana…

Bu kitap Orhan Veli’nin bütün şiirlerinin toplandığı kitaptı. Kemal Tapucu adında biri almış, okumuş hatta imzasını bile atmıştı. Kim bilir bana gelene kadar neler görmüş, hangi raflarda, dolaplarda, sehpalarda, hangi yatağın başucunda veya koltuk kenarında soluklanmış, nasıl bir çay ya da kahve eşlik etmişti bilinmez. Birkaç şiir ilerledikten sonra şiirlerin üzerine yorumlar, saatler yazılı olduğunu fark ettim. Daha sonra ilerleyen sayfaları karıştırmak istedim. Garip bir gülümseme aldı yüzümü, okuyucu neredeyse bütün şiirlere not tutmuş saatler ve yer isimleri yazmıştı. Resmen kitap içinde kitap vardı ve esas ilginç olan, şair İstanbul’da nereyi anlatmışsa okuyucu oraya gidip o şiiri orada okuduğundan bahsediyordu.
Birden aklıma, ben neden şair ve okuyucuya eşlik edip yarın İstanbul’u gezmiyorum dedim. Sabah erkenden kafesin kapısı tekrar açılmış kuşu gibi attım kendimi sokaklara.
“Denizi kim sevmez” dizesini deniz kenarında bir kez daha okuduk,
“Urumelihisarı’na oturmuşum” derken Rumelihisarı’ndaydık,
“Harbiye Nezaretine gideceğim” gittik,
“Yüksek kaldırımda, güpegündüz” kaldırımı hep beraber tırmandık,
“Alemdara gitmişim, öyle mi” öyle tabi ki gittik,
“Güya bir de Galata’ya dadanmışız” dadanmasak da uğradık,
“Elifbamın yapraklarında Kız Kulesi” karşısında çay içtik,
“Kâzım’ın türküsünü söylerler, Üskudar’da” söyledik Üsküdar’da,
“Saroz Körfezi’nden rüzgar esiyordu” rüzgarı dinledik,
“Kapalı Çarşı deyip de geçme” orada kaybolduk,
“Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa” gidip neşelendik,
“Şıp diye geçer Köprü’nün altından” sandalla şıp diye geçtik,
“Yan gelebilmek Çamlıca tepesine” yan geldik,
“Beni Bebek tramvayında görünce” tramvaya bindik,
“Oktay’cığım Macar Lokantası’nda yazıyorum, ilk mektubumu” Macar Lokantası’nda karnımızı doyurduk,
“Yosun kokusu ve bir tabak karides Sandıkburnu’nda” yosun kokusunu içimize çektik,
“Cuma günü Göksu’ya gitti, beyaz maşlahlı hanım” biz de peşinden,
“Canan ki Degüstasyon’a gelmez, Balıkpazarı’na hiç gelmez” biz geldik,

Her yeri, hep beraber şair Orhan, okuyucu Kemal ve ben dolaştık. Daha sonra okuyucu Orhan Veli’nin mezarına gitmiş, ben de peşinden tabi ki. Şu şiiri okumuş;
Doğduğum köye müşteri taşıyan
Şirket vapurları bu şehirdedir.
Hatıralarım bu şehirdedir.
Sevdiklerim,
Ölmüşlerimin mezarları…

Okuyucu notlarının burada bittiğini sanıyordum, yanılmışım. Orhan Veli’nin mezar taşını arkasına alıp konuşmaya başlamış notlarda öyle yazıyordu. “Anne, baba, dedem kısaca bütün ailem yanınızda yatan adamla gezdim, dolaştım bütün İstanbul’u, onu tanıdım, güldüm, eğlendim, ağladım; iyi bir adammış ve sizler de pek şanslısınız. Belki ben de ilerde aranıza kıvrılır yatarım…
Şaşkınlığım kat kat artmıştı. Biraz bakındıktan sonra okuyucunun da mezarına rastlanmıştım. İki sevgiliyi kavuşturmuş gibi hissetmiştim, kitapla okuyucuyu yan yana getirdiğimde. Kitabın neden toprak, su, rüzgar, güneş koltuğunu anlamıştım, birkaç da gözyaşı damlası dökülmüştü benden, kokar mı bilmem. Şair garipti, okuyucu başlı başına bir garipti belki de en garip bendim…

Yazar Hakkında: Gökhan GENÇ

Erik Durumu

Ahşap merdiveni yumuşak toprağa sağlam bassın diye gömüp yeşil yaprakların ve tek...
Devamını Oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir