Nefes

Yazar Hakkında: Gökhan GENÇ

Nefes

Nöbetini, sonu görünmeyen uzun koridorda soğuk küf kokusu eşliğinde hava karardıktan sonra,...
Devamını Oku

Nöbetini, sonu görünmeyen uzun koridorda soğuk küf kokusu eşliğinde hava karardıktan sonra, diğer arkadaşlarından devralırdı. Çalışma alanları o kadar karanlıktı ki sadece buna alışmış olanlar iyi görebilirdi, bir başkası uğradığında ortamının loşluğundan körebe oynar gibi dolaşırdı. Yerin iki kat altında sessiz duvarların var olduğu hastanede din görevlisi olarak çalışır, vefat eden veya hastane dışından morga getirilen cenazeleri dini gereklilikler doğrultusunda yıkar, çıkış işlemlerini yapardı. Çoğu zaman cenaze yakınlarına manevi destek hizmeti verir bazen de onlarla yakın bir akraba gibi beraber gözyaşı dökerdi. Yıllardır çalışmasına rağmen mesleki deformasyon onda oluş(a)mamıştı. Cenazeleri yıkarken bir yandan dualar okur bir yandan da hikâyelerini düşlerdi. Acaba son anlarında yanında kim, hangi sevdiği vardı diye düşünürdü. En sonunda da, kendisi son nefesini verirken acaba benim yanımda kimler olur diye düşünmekten kendini alıkoyamazdı.

Genelde gündüzlerini, eşi çalıştığı için evde miskin bir kedi gibi uyuyarak geçirirdi. Haftada iki gün tatilleri olmasa eşiyle zor görüşürlerdi ve buna da “ne güzel birbirimizi ilk gün ki gibi özlüyoruz” derdi. Tabi ki bu bir avunma yöntemiydi ama avunduğu pek söylenemezdi. İkisi de sabırla bu özlem dolu günlerin geçeceğine inanırdı.

Eşi aynı hastanenin son katında bulunan doğum polikliniğinde, her daim gündüz gibi olan ışıkların içinde ferah bir koridorda ebe olarak çalışırdı. Genelde doğumların hemen sonrasında çığlıklarla yeni doğan bebeklerin ilk bakımını ve muayenelerini yapar ve ilk nefeslerini annelerinin kucağında almalarını sağlardı. Bebeklerin anlamayacağını bilse de onlara küçük ninniler söyleyerek annelerine veya sevdiklerine teslim ederdi. Mesleki deformasyon nedense ebe hanımda da oluş(a)mamıştı. Kim bilir duygularından arınmaları için bilmem kaç yıl daha çalışmaları gerekecekti.

Bu evli çiftimizin mesleklerinin tezatlığı başkaları tarafından komik bulunsa da onlar için hayatın kısalığı ve varlık yokluk kavramlarını daha çok düşünmeleri anlamına gelirdi. Biri o gün kaç doğum olduğunu çocuk gibi şen, gülerek anlatırken diğeri ise kaç ölüm olduğunu huzurevi sakinliğinde içi burkularak anlatırdı. Doğum hayatta olması gereken bir akış olarak düşünülse de ölümün kanıksanmasını onlar da hassas ruhlar gibi pek kaldırmazdı.

Bir gün ebe hanım tam mesaisi biterken aydınlık koridorlara acil bir hasta doğum için gelmişti. Doğum başlarken hastanın kimlik bilgileri ve hiçbir yakınına ulaşamamışlardı. Kadının bitkinliği ve yüzünün solgunluğu herkes tarafından fark edilmişti. Görünen o ki kimi kimsesi yoktu hatta evsiz bir kadın olduğu da kılık kıyafetinden beliydi. Aradan birkaç saat geçtikten sonra sağlıklı bir kız çocuğunun çıkardığı sesler, aydınlık koridoru canlandırmıştı. Ebe hanım temizlik ve muayeneyi yaptıktan sonra çocuğu ninnilerle annesine götürmek istemişti. Tam annenin yanına geldiğinde yeni anne, çocuk ve ebe hanıma güler yüzlü bir bakış atmış ve odadaki herkesin hüzünlü bakışlarıyla son nefesini vermişti. Ninniler sessiz ağıda dönüşmüştü. Kimisi evsiz anneye, kimisi de kimsesiz kalan kız çocuğuna üzülmekteydi. Kız çocuğunun artan çığlıkları, sanki annesiyle birlikte aynı anda bu dünyada bir dakika bile nefes alamayışa feryat olmuştu.

Ebe hanım kocasına ilk fırsatta doğumları anlatmayıp sadece bu olayı anlatmıştı. Bu da onları varlık yokluk kavramını bir kez daha sorgulamaya itmişti. En önemlisi de dünyada aynı anda nefes alma fikrinden öte aynı anda aynı yerde nefes alma sayılarını artırmanın yollarını arar olmuşlardı. Bu girişimler çalışma saatlerini aynı zamanlara denk getirerek çözüme ulaşmıştı. Ne olursa olsun birbirimizin yanında daha fazla durup birbirimizi daha az özleyelim fikri akıllarına yatmıştı.

Herkesin bir anneden var olduğunu düşünecek olursak, aynı anda dünyada olmanın dışında henüz vaktiniz varken annenizin dizinin dibinde onun varoluşunun kıymetini bilerek aynı havayı solumayı arttırın diye bir temennide bulunmaktan başka bir şey elden gelmez elimden.

Yazar Hakkında: Gökhan GENÇ

Nefes

Nöbetini, sonu görünmeyen uzun koridorda soğuk küf kokusu eşliğinde hava karardıktan sonra,...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir