Veda Makamı

Yazar Hakkında: Esra Özger BOZLAĞAN

Boş Sandalye

-Rahmetli dedem Alaaddin Uzun’un aziz hatırasına…-  Yürüyorsun. Tık tık tık… Ayak seslerin...
Devamını Oku

 

Yalanla gerçeğin birbirine karıştığı yerde kaybettim seni. Riyaya bulaşmış ellerle uzandın. Son kez. Korkuyla döküldü sözler. Bir ihanetin başucuna konmuş onca söz; döküldü, saçıldı. Kararan birer ruha dönüştü içimde her yüz. Bana sabrı tavsiye eden, yalandan gülümseyen her yüz. Karardı ve yok oldu. Kimseler kalmadı. İnanmak isteyip de inanamadıklarım, dost sanıp düşman bulduklarım, ikinci dereceden hırpalandıklarım. Hiç birisi. Sadece sen ve ben. Bir de bu ihanet. Aramızda kalan tek şey. Bizi birbirimizle ilişkilendiren tek kelime.

Önce sustun.
Zamanın donduğu, mekânın solduğu bir noktaydı burası. He şey o denli ağırdı ki. Bir teneke parçası gibi eğilip bükülüyorduk. Kurtulmak isteyip kurtulamıyorduk. İçimizden çığlık atmak, delice bağırmak geçiyordu. Susuyorduk. Yeniliyorduk. Bir veda daha ne kadar acıtıcı olabilirdi ki?

Konuştun.

Ne kadar. Belki saatlerce. İzah etmeyi nerede öğrenmiştin bu kadar? Fakat ben. Anlayışıyla meşhur ben, anlamamıştım. Mana verememiştim kurduğun cümlelere. Sahi ne diyordun? Hata, özür, pişmanlık. Buna benzer şeyler… Öyle ya. Ne çok kelime vardı aslında söylenecek değil mi? Ama biz seninle onca harf kalabalığının içinde bir cümle dahi olamamıştık ki.

Konuştun.

Konuşurken bir pandomim ustasına benzettim seni. Yüzünde;beyazlığın ardına saklanan masken, tavırlarında ;gerçek olmayan ama öyle gösterilmeye çalışılan yalanlar. Evet evet. Bir pandomim sanatçısına ne denli benzedin. Ama hayır! Ben tiyatro bile sevmem ki!

Durdun.

Boşlukta kaldı tüm sözler. Portmantoda aslı kalan palton gibi. Hani birlikte almıştık. Bir bayram arifesi. Ben hiç beğenmemiştim de sen yine de almıştın. O zaman da umursamamıştın beni. Bir şeyleri hiçe sayışın ta o zamanlarda mı vardı demek? Anlamamışım. İşte; asılı kalmış o da. Kıymetten düşen her şey gibi.

Durdun. Ne söylediklerin ne söylemediklerin. Ne de karşımda oynadığın senaryo. Hiç biri delirtmedi beni, hayır. Sonradan karşımda bir bronz heykel gibi hareketsiz dikilip durmandan da etkilenmedim hiç. Onca eşyayı kırıp döküp parçalamamın sebebi bunlar değildi. Ben sadece zamanı yeniden hareket ettirmek istedim. Senle birlikte duran kalbimi de yeniden hareket ettirmek için. İşte bundan duvardaki saati parçalayışım. Masadaki tabakları, bardakları fırlatışım. Sonra aynaları. En çok kinim onlara, doğru. Onları da yok etmeye çabalayışım. Hep ondan. Ya sözler? Ağzımdan fütursuzca fırlayan sözler. Onların sebebini ben de bilmiyorum. Belki bir şeyleri yerli yerine koymak içindir. Hayatımı yeniden sözlük sırasına koyup imla hatalarını düzeltmek istememden belki de.

Durdun.

Bence artık durmamalısın. Gitmelisin bir an önce. Nasılsa zaman da durdu. Kaybedecek hiçbir şeyimiz kalmadı.

Gittin.

Nasıl mı? Bilmiyorum. Arkana bakıp bakmadığını görmek için bile kıpırdamadım. Bıraktığın boşluğa bir sızı da ben bıraktım.

Gittin.

Artık yoktun ve ben de. Bir zamanlar inanılan yalanlarda kaldı masum yüzlerimiz. Ve ümitlerimiz. Eskimiş yıpranmış iki ruhuz şimdi. Tanınmıyor yüzlerimiz. Bundan mı birbirimize hiçliğimiz…

Yazar Hakkında: Esra Özger BOZLAĞAN

Boş Sandalye

-Rahmetli dedem Alaaddin Uzun’un aziz hatırasına…-  Yürüyorsun. Tık tık tık… Ayak seslerin...
Devamını Oku