Kağıttan Boşluk

Yazar Hakkında: Esra Özger BOZLAĞAN

Boş Sandalye

-Rahmetli dedem Alaaddin Uzun’un aziz hatırasına…-  Yürüyorsun. Tık tık tık… Ayak seslerin...
Devamını Oku

-Hadi gelsene!
İşte yine o ses.Bir fısıltı halinde yalayıp geçti kulaklarımı.İnce,coşkulu,davetkar…Kimdi, daveti kimeydi irdelemedim önce. Üstüme bile alınmadım.Zira gömüldüğüm yatağın içinde kıpırdamaya hiç niyetim yoktu.Havası boşaltılmış bir balon gibi sönük ve cansızca yatıyordum. Kafamda ne bir düşünce ne de hayata dair bir iz ,bir leke ;hiçbir şey yoktu. Koca bir boşluğun içinde yüzüyordum. Fakat tıpkısının aynısı olan çağrılar devam ettikçe kendimi saklayamayacağımı anladım. Zorlukla kaldırdım kafamı.Yorgandan ayrılmadan hafifçe doğrulup dikkat kesildim.Acaba rüyada mıyım diye önce zihnimi sonra etrafımı kurcaladım.Yok canım ne rüyası!Uyumuyordum ki!Düşünüp duruyordum işte.Bir sağa bir sola ,bir ileri iki geri debelenip duruyordum.O kadar!
-Hadi gelsene!
İşte yine! Dışarıdan geliyordu.Kesin!Pencereden tarafa doğru eğilerek kulak kabarttım.
Nasıl da tanıdık bir ton. Aslında dilimin ucunda ama yok çıkaramıyorum bir türlü.Kim bu?
O an delice bir merakla korkularım arasında kaldım.Evet korkuyordum. Oysa nasıl cesur kadındım ben eskiden.Ucu görünmeyen maceralara bile balıklama atlardım.Şimdiyse basit bir kararı verirken bile içim titriyor.Fakat kendime rağmen bu davetin sahibini öğrenmem lazımdı. Saatlerdir hem bedenime hem ruhuma sarılmış yorganımdan güçlükle de olsa ayrılıp ayaklandım. Pencereye yöneldim.Perdeleri çekip pencereyi açtım.Oh mis gibi gece kokusu!Ne kadar severim bu kokuyu.İçine biraz hüzün ,biraz huzur ,bir parça gevşeklik ,katmer katmer sessizliğin işlediği o baygın kokuyu nasıl da severim. Tam ciğerlerimi doldururken ve unutmuşken neden burada olduğumu; yeniden o sesle irkildim ve aynı anda karanlıkta kendimle göz göze geldim. Pencerenin önündeki mermere tünemiş bir kuşun üzerinde tatlı tatlı gülümsüyordu.
-Aaa sen miydin sevgili kendim, dedim şaşkınlıkla.Gecenin bu saati ne işin var penceremde?Üstelik bu havada!
Kendim cevap vermeden sakince beni dinliyordu.
-Şu hale bak diye devam ettim telaşla.Hani yüksekten korkardın sen? O kuşun kanadında ne yapıyorsun ?
Kendim benim bu heyecanıma aldırmadı bile:
-Sakin ol ben, dedi. Deminden beri çağırıyorum nerdesin sen bakayım?
-Bu saatte ne yapılır ki, diye cevapladım.
Resmen suçüstü yakalanmıştım. Dudaklarımı ısırarak:
-Uyukluyordum içeride, diyebildim.
-Hadi ben yapma ,biliyorum uyumuyordun.Yine kendini didikliyordun değil mi?
Ah sevgili kendim nasıl da tanıyordu beni!
-Seni almaya geldim. Hadi hazırlan gidiyoruz, dedi hızlı hızlı sonra.Sesine birden bir ciddiyet mi yüklenmişti ?Ya da bana mı öyle gelmişti?
-Uykum var hiçbir yere gelemem kusura bakma ,dedim kafamı yana çevirerek.Ama merak da etmiyor değildim doğrusu.Kendim hiç olmayacak işleri başıma sarardı hep. Genelde sesim çıkmazdı onun akıl almaz fikirlerine. Hatta mutlu bile olurdum. Ancak bugün gücüm yoktu buna.Yine de:
-Nereye gidecekmişiz bakalım, diye sordum merakıma yine yenik düşerek.
Kendim gururla gökyüzünü işaret etti:
-Gökyüzüne, dolunaya doğru bakarsan anlayacaksın ,dedi.
Başımı kaldırıp baktım güzeller güzeli aya. Gümüş bir ayna gibi ışıl ışıl parlıyordu.
Fakat çok geçmeden şaşkınlığım hayranlığımı bastırdı. Yanlış mı görüyordum yoksa.Aman Allah’ım! Binlerce kuş kanat çırparak uçuyordu dolunayın peşi sıra.Her birinin kanadında kağıttan insancıklar… Hevesle kuşlara tutunuyor özgürmüş gibi gülüyorlardı. Hepsi kağıttandı evet!İnanılacak gibi değil. Şaşkınlıkla kendime döndüm sesim titreyerek:
-Ne yapıyorlar sevgili kendim, bunlar akıllarını mı kaçırmışlar, diye sordum.
Kendim rahat ve kendini bilmiş bir ifadeyle:
-Göç ediyorlar ben ,dedi. Ağzını yayarak konuşmasından bu durumun oldukça hoşuna gittiğini anladım.
-Nereye ,diye sordum aptal durumuna düşüp düşmediğimi umursamadan.
Kendim bir yandan kuşunun başını okşarken devam etti:
-Her biri kendi kalbinden göç ediyor sevgili ben.
İyice afallamıştım.
-Fakat nasıl ,nereye giderler?
-Hepsi de boşluğa doğru yol alıyor.Mutluluğu orada arayacaklar ,hem ben de gidiyorum onlarla.Seni de çağırdım.Hadi gelsene!
Gördüklerimle ,duyduklarıma inanamıyorum. Anlayamıyordum.Sarsılmıştım.
-Boşluk nasıl ağırlar bunca kağıttan insanı diye yüksek sesle düşündüm.
-Biz hafifiz ben ,çok hafif.Baksana kuşlar bile taşıyabiliyor bizi.Ama gel gör ki
kendi kalplerimize yüküz. Kendimize ağır geliyoruz. O yüzden göç etmek zorundayız.
Bir an çok mantıklı geldi söyledikleri.Haklıydı.Her göç ,her yeni başlangıç güzellikler getirebilirdi . O ana dek gitmeyi asla düşünmeyen ben ani bir kararla fikir değiştirdim.Burada kalıp ne yapacaktım? Kalbime bir yüktüm ben de gerçekten.Acıydı ama doğruydu.Kalmak ağırlaşmaktı. Benimse hafiflemeye ihtiyacım vardı.
-Peki madem öyle dur battaniyemi alıp geleyim ben de.Hem seni yalnız bırakamam.Madem gitmemiz gerekiyor anca beraber kanca beraber ,dedim.
-Bırak battaniyeyi falan ben ,dedi kendim.Atla kuşun diğer kanadına.Boşlukta soğuğu hissetmeyeceğiz ki. Gecikmeden yetişelim .
Başımı ‘tamam’ anlamında sallayıp arkamda kalan boş odaya baktım.Az önce bir sığınak olarak varsayıp saklandığım yatağım ,yorganım ,sıcak su torbam ,yarım bırakılmış kitaplarım hepsi birer zavallı gibi göründü gözüme.Bir vedayı bile haketmiyor muydu geride kalan hayatım?Ya da cesaretim mi yoktu buna? Cevaplamaktan kaçarak cama çıktım. Kendimi bir suçlu gibi hissediyordum. Fakat tuhaftır ki bu suçluluktan vicdan azabı yerine huzur devşiriyordum. Mermer zeminde tünemiş beni bekleyen kuşun diğer kanadına atladım hızla. Geri bakmak tekrar düşünmek demekti ya! Pişman olmaktan korkmamak için yumdum gözlerimi. Sıkı sıkı tutunarak “merhaba”dedim kağıttan boşluğa.Kocaman belirsiz ama coşkulu bir “merhaba”.

Yazar Hakkında: Esra Özger BOZLAĞAN

Boş Sandalye

-Rahmetli dedem Alaaddin Uzun’un aziz hatırasına…-  Yürüyorsun. Tık tık tık… Ayak seslerin...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir