Deliler de Üşür mü

Yazar Hakkında: Esra Özger BOZLAĞAN

Boş Sandalye

-Rahmetli dedem Alaaddin Uzun’un aziz hatırasına…-  Yürüyorsun. Tık tık tık… Ayak seslerin...
Devamını Oku

         Korkuyla merak arası bir yerde duruyordu hislerim. Gitmekle kalma arası… Bu izbe eve girdiğim andan itibaren attığım her adım beni müthiş bir heyecana sürüklüyordu. Koyu kekremsi bir tat içime dek sızıyordu. Ve bir his, acıya benzeyen bir his ruhumu ele geçiriyordu. Öyle ki mekana hakim, adeta burayla özleşmiş olan o iğrenç ağır kokuyu bile artık duyamaz olmuştum. İçimde sahibinin izni olmadan evine girmenin verdiği suçluluk duygusuyla ilerliyordum. Ne işim vardı bu harabede? Artık sahibi bile olmayan bu evde neyin peşindeydim?

Beni buraya itekleyen o gecenin hayali gözlerimin önünden gitmiyordu. Onu en son o gece görmüştüm. Bir ay kadar önce.Tıpkı bugünkü gibi soğuğun kendini iyiden iyiye hissettirdiği bir geceydi. Dışarıda bardaktan boşanırcasına deli bir yağmur yağıyordu. Akşam çaylarının bardaklarını toplayan annem bir yandan sobaya odun atıyor bir yandan da bize yatma talimatları veriyordu. Babaannem ahşap çerçeveli pencerelerin diplerine bezler sıkıştırıyordu. Bu onun her yağmur yağdığındaki adetiydi. Zira pencereden sızan sular bir anda evi basabilirdi.

İşte o anda duymuştuk sesini. Yeri göğü inleten bir haykırış kulaklarımızı delip geçmişti… Hepimiz bir anda cama doluşuvermiştik. Kim olduğunu tahmin etmek zor değildi. Bu saatte bu yağmurda ondan başkası bu ‘deliliği’ yapamazdı ki. Ama yine de endişelenmeden de edememiştik. Gözlerimizde hem merak hem de endişenin gizli tohumları belirmişti. Iraz neticede aklını kaybetmiş bir zavallıydı, evet. Her türlü tuhaflığına bunca yıldır hepimiz alışkındık. Zaman zaman sebepsiz kahkahalarına, bazen kendi kendine kızıp homurdanmalarına, küfürler savurarak salınmalarına… Fakat bu kez çok farklıydı. Adeta bir hayvanın son nefesindeki çırpınışlarıyla oraya buraya koşuyor, boğuk seslerle geceyi yırtıyordu.Neden, kime bu denli öfkelenmişti?. Hepimiz kafamızda sorularla olduğumuz yerde donup kalmıştık. Iraz ise bir müddet daha sokaklarda koşuşturduktan sonra evine girmişti. Bu onu son görüşümüzdü. Üç dört gün ortalarda gözükmemişti. Bu duruma alışkın olmayan konu komşu evine bakmaya gitmiş, yatağında cansız bedeni ile karşılaşmışlardı.Yıllarca sokağımızda, kapı eşiğimizde, duvar diplerimizde bizimle beraber yaşayan ve yaşlanan Iraz ölmüştü. Cenazesini götüren belediye aracı mahalleden çıkarken herkes ‘kurtuldu’ demişti. Kurtulan o muydu yoksa insanların kendi vicdanları mıydı belli değildi. Yapayalnız dünyasında kim bilir neler yaşatan bu deli kadın, kimliği belirsiz bir çukura yine yalnız gömülmüştü.

Şimdi burada onun evim dediği, yangın bozması bu harabede onu yeniden hayal ederken gözlerim varlığını eşeliyordu. Yere atılmış, kirli, dikiş yerlerinden çürümüş kauçuk parçaları dökülen,yer yer küçük yanık çukurlarla dolu, eski püskü bir yatak.Üzerinde yeşilimsi pis bir battaniye… Köşede üzerini toz kaplamış, kocaman, kahverengi, neyin hayalini taşıdığı belirsiz bir bavul. Masa, sandalye, halı gibi eşyalar da arıyordu gözlerim. Ama artık eşyanın mahiyetini de değerini de kaybettiği bu odada, tahta kapının ardındaki paslanmış çivilere takılı birkaç elbiseden başka hiçbir şey gözükmüyordu. Başka hiçbir şeye değil de, odada ısıtıcı namına bir şey olmaması tuhafıma gidiyordu. Kışların ağır geçtiği bu memlekette 20 yıl insan üşümeden nasıl yaşardı? Anlayamıyordum. Iraz onca zaman üşümeden mi yaşamıştı yoksa? Ya da buradakilerin dedikleri gibi deliler üşümez miydi sahi?

Bu sorular beynimde uğuldarken bir şey ilişti gözüme. Çürümüş duvarda asılı bir çerçeve… İçinde bir fotoğraf… Biraz yaklaşınca bunun bir aile fotoğrafı olduğunu anlıyordum. Bir kadın, bir adam ve yaradanın insanlara doğuştan bahşettiği o masum neşesi gözlerinden taşan bir çocuk. Kadın o muydu?Bu güzel sürmeli gözler, uzun siyah alımlı saçlar ona mı aitti acaba? Sorularımın cevapları kendi içinde saklıydı aslında. Anlıyordum.Yıllarca deli olarak saydığımız, bazen yüzüne bakmaya tiksindiğimiz bazen öylece yanından geçip gittiğimiz bu kadın da bir insandı işte… Kaybettiği aklına rağmen duyguları, hatıraları yerli yerinde duran bir insan. Demek ki burada yanında kaybettiği ailesini, bütün bir geçmişini saklamış, aslında onlarla yaşamıştı.Geleceği olmayan bu kadın geçmişiyle burada nefes almış,belki soğuk geceleri onların hayali ile ısınmıştı. Bizse dışarıdan, sadece içi boş bir nesneye bakar gibi izlemiştik onu. Yok saymıştık. O ise ölmeyecek kadar hayata tutunmuş,aklı var olmasa da yaşamıştı. Benim için gitme zamanı gelmişti. Son bir kez daha dönüp baktığım odada yokluğun değil sahipsizliğin perişanlığı hüküm sürüyordu. Hiçbir şeyi incitmeden usulca iniyordum merdivenleri. İçimde aradığını değil de bambaşka şeyleri bulmuş olmanın verdiği yanılsama. Dışarıda çetin bir ayaz beni karşılıyordu. Oysa ben üşümüyordum.

Yazar Hakkında: Esra Özger BOZLAĞAN

Boş Sandalye

-Rahmetli dedem Alaaddin Uzun’un aziz hatırasına…-  Yürüyorsun. Tık tık tık… Ayak seslerin...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir