Bi Kahve İçimindeki Mesafe

Yazar Hakkında: Gül AYYILDIZ

Zamanın Kumları Üzerindeki Ayak İzleri

“Kış ortasında içimde mağlup edilemez bir yaz olduğunu fark ettim.” derken her...
Devamını Oku
Fotoğrafı Çeken: Gül Ayyıldız

Gri bir sabaha uyanmanın ağırlığıyla yataktan bir süre çıkmak istemedi; gözleri tavanda öylece bekledi, yoğun bir güne başlayacak olmanın yüküyle. Güne kahvenin eşsiz keyif verici etkisiyle şımararak başlamak yapılacak en iyi şeydi. Hayatın yükünü biraz fazla hissettiğimiz anlarda vazgeçemediğimiz tatların hazzına sığınmak; güneşli bir günde kapalı olan bir perdeyi aralamak ya da havasız olan bir odanın penceresini kındırmak etkisi yaratabilirdi. Ruha iyi gelirdi, bedene verdiği etki gibi. Bir an önce bu duyguya ulaşabilmenin hevesinde mutfağa koşturdu: Emektar fincanını kahve makinasının musluğunun altına sürdü ve az yağlı sütün üzerine sağanak şeklinde inen kahveyle birleşimindeki köpükleri seyrederken bu karışımın yaydığı enfes kokuyu çekti içine, zihninin son zamanlardaki mesafe kavramına takılan çengelinde. Mesafeler girmişti araya en yakınındakiyle. Sahi neydi bu görünmeyen ama iliklere kadar hissedilebilen mesafe? Neden vardı? Anlamı neydi? Gözleri balkon kapı penceresinden sabah yiyeceğini bulmanın sevinciyle oradan oraya zıplayan sincaba takılırken, dudakları zihninin mesafedeki sancılı yolculuğuna rağmen gülümsedi. Doğa ne muhteşem şeydi! Onu görmeyi seçtiğinizde size mutlaka mutlu olacağınız bir sebep verirdi. Dağılan dikkatini yan odadaki koltuğa oturarak toparladı. Takıldığı yer olan mesafe kavramına tekrar yoğunlaştı.

Mesafe, mesafesizlik isteyenin cehennemiydi ve şimdi o cehennemin dibindeydi. Umursayan herkesin umursanmaz tavırlar karşısındaki çaresizliği…Değersizlik hissi ki, bu duygu insanı delirtebilirdi. Bu duygunun varlığı için insan her şeye sahip olmak isteyebilirdi, ya da sahip olduklarından vazgeçebilirdi. Bir dolu insanın görünürde farklı çeşitlilikte olsa da temelde bu duyguya sahip olmak için değil miydi bitmek tükenmek bilmeyen koşturmacası? Hayatımızda bizim için anlamı olan değerlilerimize bu duygu hissettirilebilecek en kıymetli hediyeydi diye geçirdi içinden. Bu sefer de mesafeyi samimiyetle ilişkilendirdi. İhtiyaç duyulan mesafe samimiyetin kırılma noktası olabilir miydi? İnsan yakın olmak istemediği zaman mı mesafeyi devreye koyardı, yoksa kaybetmeyi göze aldığı zaman mı? Dante’nin bu konudaki kendini etkileyen “Samimiyetsiz yakınlık cehennemdir.” cümlesi düştü kavram karmaşası yaşayan düşüncelerinin ortasına. İlişkisi, kan kaybına mı uğruyordu? Kendisinde anlam barındıran kişi ya da değerlerin kangren olmasından çok korkuyordu. Bir dolu sorgulamanın inanılmaz çabasında, karşısındakinin çizdiği dar alanda hareket etme zorundalığında, beyninin her zaman yaptığı gibi şüpheye iten eksantrik oyunlarında, bu düşüncelerin haykırışlarını susturacak bir düğme etkisindeki bakış açılarına ihtiyacı vardı. Gözleri ilerleyen saatin akrebinde, düşünceleri yüreğindeki akrebin pençesinde, kahvesinden bir yudum aldı ama lezzetinden bağımsız bir de olaya tam da şu an devreye girmesi gereken empati duygusunun can simidi etkisiyle mesafe koyan tarafından bakmaya çalıştı.

Mesafe koymaya ihtiyaç duyduğu halleri sorguladı. Bunun kendindeki anlamını hızlıca çekip, yüzeye çıkardı. Mesafe, oluşturan kişinin konfor alanı, kendi dünyasının kapsama alanını istediğinde, istediğine daraltma noktası, karşısındakine ne kadar yakın olsa da belirli zamanlarda yaklaşma izni tanımaması, koyduğu görünmez çıtası, kendi içine kaçabilme kapısıydı zannınca. Gerektiğinde insanın ruh evinin kendine ayırdığı odalarında istirahate ihtiyacı vardı. Kendisi de bazen karşısındakinden uzaklaşmak için, bazen de kendine yaklaşmak için bu durumun gerekliliğine inananlardandı. Bazen mesafe, ilişkilerin nefes açıcısıydı. Bu ruh için bir çeşit özgürlüktü ve ruh dokunulmazlığı doğal bir haktı. Kendisine doğal gördüğü bir hakkı, karşısındaki yaptığında farklı anlamlar yüklemeye çalıştığından utandı. Bencillik tüm ilişkilerin oksijenini kesen bir vana gibiydi. Bencil insanların bu yönünü fark ettiğinde kaçmak isteyişi hep oksijensiz ortamda nefes alamayarak daraldığındandı. Zihni tüm gücüyle bu kavramın tüm anlamlarını açtı ve hayatındaki fiziksel mesafenin anlamına yoğunlaştı. En uzun mesafeyi buraya gelirken kat ettiğini hatırladı.

Birçok insanın bir çırpıda cesaret edemeyeceği uzaklıklara “Kuyuya düşen kurbağa, dünyayı kuyunun ağzı kadar sanırmış.” sınırlarından kurtulmak için; merak ettiği için; daha fazlasını deneyimlemek için karar vermişti, uğruna bir dolu çabalardan geçtiklerini elinin tersiyle iterek. Kendi kuyusundan çıkıp, gökyüzünü kuyunun ağzı olmaktan çıkarıp, çocukluğuyla araya okyanuslar koyan bu ülkeye gelmişti, bilmediği bir dolu şeyin karşısında yeniden çocuk olurcasına. Adını haritadan bildiği, gidenlerin tecrübelerini dinlediği, güzel filmlerini izlediği, özgürlükler ülkesi dediği bu ülkeye özgür olmaya mı gelmişti birçok şeyin tutsağı olacağını bilmeden? Ne yollar kat etmişti de en yakın mesafelerin bir kaşık suyunda mı boğulacaktı? Hayır hayır boğulmayacaktı! Tüm duygular hayatın içinde vardı ve bunları anlamlandırmak bazen sancılıydı. Duygusal zenginlik için duyguları doğru analiz etmek ve değer yargılarımızı belirleyen bu anlamları yerli yerince yerleştirmek gerekliydi. Bunu da aşacaktı, aştığı bir dolu mesafenin vermiş olduğu güvenle ve tecrübeyle. Aşması için yeni bakış açıları arayacaktı. Çünkü her olgu çözümüyle vardı.  Çözüm bazen yanı başımızdaydı. Onu görebilmenin yakın gözlüğü etkisi bazen eksikliğini çektiğimiz duygularımızı geliştirecek kitaplarda, destekleyici programlarda, ya da kendini bu anlamda geliştirebilmiş insanların gelişmiş tepkilerinin mercek altına alınmasında olabilirdi. İnsan, fark ettiğinde her şeyin sureti nasıl da değişirdi. Değişen suretler ruhun sancıdan huzura geçişi gibiydi. Tam da şu an hissettiğiydi. Kahvesinden bir yudum daha aldı ve daldığı mesafeden başını çıkarıp derin bir oksijen aldı.

Hissettiğimiz mesafeler, kendi ruh dünyamızın giriş kapısına vize vermediğimiz mesafeler, kendi dar alanlarımızda aşamadığımız mesafeler, kat ettiğimiz mesafeler, kat etmeyi düşlediğimiz mesafeler ne kadar gerçekler! İşte hepsi hayatın içindeler. Ama bakış açısı değişikliği ya da genişliğiyle aşılabilecek derinlikteler. Yüzmeyi bilene derinlik fark eder mi cinsindeler.

Kahvesinin son yudumunu köpüğü ile kafasına dikerken bir kahve içiminde ne mesafeler kat ettiğini fark etti: Mesafenin derinliğinden kıyıya basabilmiş olmanın hafifliğiyle, kırk yıllık hatırı kendisine bırakacak olmanın rüşvetiyle. Daha gün yeni başlamıştı ve yapılacak bir dolu şey vardı.

Bu içeriğin etiketleri
, , ,
Yazar Hakkında: Gül AYYILDIZ

Zamanın Kumları Üzerindeki Ayak İzleri

“Kış ortasında içimde mağlup edilemez bir yaz olduğunu fark ettim.” derken her...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir