I am!

Yazar Hakkında: Fatmanur ALSANCAK

Dalgın vs Dargın

Burada oturduğum yerde Yüzler görüyorum, sizlerin yüzünü. Gözleri parlak yapan filtrelerin ardında...
Devamını Oku

 I AM!

Ben varım; ne olduğumu bilmese de umursamasa da kimse

Dostlarım kaybolan bir anı gibi bırakıyor beni geride

Ve benim yine tek başına tüketen kendi elemlerimi

Onlar ki aşkın boğuk, çılgın ızdıraplarıyla kıvranan gölgeler gibi

Yükselip kayboluyorlar, unutulmuşluğa misafir her biri

Fakat yine de ben varım ve yaşıyorum

Çirkin seslerin ve aşağılanmaların hiçliğinde

Ve uyanan düşlerle kaplı denizin derinliğinde kaybolan buhar gibi

Ne hayattan ne de coşkudan iz var orada;

Yok hiçbir şey hayatımın kalıntıları dışında

En yürekten sevdiğim, canım dediklerim de

Daha yabancı geliyor, yabancılardan bile…

                                                                                           John Clare, 1840

Dementia (bunama) terimi Paris akıl hastanelerinde 1801 yılında de mentis sözcüğünden yani -aklını kaybetmek-ten türemiş bir hastalıktır. Hani şu çok da önemsemediğimiz ancak sözde hürmet edilmesi gerekenler olarak adlandırdığımız insanlar, insana hasret insanların en yaygın sorunudur. Zihni hasarlı ama özgür, tedavisi olmayan ama ömrü de kısaltmayan bir sorundur. Aklını kaybetmek… Esaslı bir duruş ile gözlerinizin derinliklerine baktıklarında insanın sadece biyokimyadan ibaret olmadığını, duygu ve düşüncelerini nöronların ürettiği, nöronların ölebildiği ve bizim de onlarla ölebileceğimiz gerçeğini fark edebilirsiniz. Beynin koridorları aşar tüm fiziksel yapıları…

Sürekli gözümüzün önünde olmayan şeyleri unutmamız dikkat çekici. Anılar bir yıl geçtiğinde zayıflayıp beş yılda siliniyor. Teknik olarak hafızanın çabası olmadığında geride çok az iz kalıyor. Dementia, kimine nimet kimine külfet türünden bir yapıdır. Çoğuna göre akıl kaybı.

Unutmanın uzun bir vedası var. Hiç de kısa olmayan bocalama yanında farkındalık silahını doğrultarak tüm geçmişin kaybını gösterebiliyor. Bazısı anlamaz ihtiyarların sebepsiz ağlamalarını. “Duygusal” etiketini yapıştırır insanın hali hazırda duyguları ile varolmadığını iddia edercesine. Luis Bunuel’in “Belleksiz bir hayat, hayat değildir!” sloganına karşı yaşasın uzun uzun veda edenlerin duygusallıkları(!).

Biriktirdikleri ile var olan insan varlığını reddedercesine çuvalındakileri bir durakta bırakıp gider. Bu memlekette insanlar çocukluğundan başlar, kavgaları ve sevdalarıyla biriktirmeye devam eder. Yirmili yaşları yaşarken 40’ları görebilenler, en çok çocukluğunu özleyenlerdir. Yorgunluktan artık çuval taşımaya takati kalmaz ve vazgeçerler. Kulağa travmatik gelen bu durumun bir yönü ile işe yaradığını düşünelim: yabancılaşmak unutmakla başlar. Çuvalı bırakmakla yola devam edenler, belki en şanslılarımızdır.

Bilmem kaç yıl dünya yükünü taşıyan insanların unutma haklarını onlara geri veriniz. Çıkarınız gözlüklerinizi aynaya bakarken, pembe gözlüklerinizi… Aklınızı kaybetmekten korkuyor iseniz hayatın ne kadar yabancı olduğunu düşünemeyecek kadar bu dünyaya aitsinizdir. Halbuki insan yükünü sırtlanan çınarlar, unutarak -yabancılaşarak- kim bilir ne kadar huzurludur. Sahiplenmektense bazen yabancılaşmak evladır bu gittikçe çirkinleşenlerin arasında.

Unutun yahut yabancılaşmayı deneyin. Yoksa aklını kaybetmek için uzun bir veda gerekecektir. Çuval taşımaktan vazgeçip unutmanın dayanılmaz hafifliğine erişebilmek…Vive de mentis!

 

Bu içeriğin etiketleri
, , ,
Yazar Hakkında: Fatmanur ALSANCAK

Dalgın vs Dargın

Burada oturduğum yerde Yüzler görüyorum, sizlerin yüzünü. Gözleri parlak yapan filtrelerin ardında...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir