Körlük

Yazar Hakkında: Fatmanur ALSANCAK

Dalgın vs Dargın

Burada oturduğum yerde Yüzler görüyorum, sizlerin yüzünü. Gözleri parlak yapan filtrelerin ardında...
Devamını Oku

“Bakabiliyorsan, gör. Görebiliyorsan, fark et.”

Portekizli yazar Jose Saramago’nun Körlük adlı romanını okurken bir yanınızda Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sı öbür yanınızda Orwell’ın 1984’ü olmalıdır. Ancak Körlük bize daha yakın, daha bizden gelen bir roman. Açık söylemek gerekirse romanın derin bir analizini yapmak üzere oturdum ancak romanın bana ne anlattığını anlatmayı yeğliyorum.

Bir salgının bize öğrettiği çok acı dersler mevcuttur. Bunu anlamak bu günlerde çok zor değil ancak en iyi Körlük kitabını okurken anlıyor ve tecrübelerimizle teyit edebiliyoruz. Virüse temas etmek ile toplumsal benliğimizden uzaklaşmak arasında doğru orantı olabilir. Kamusal alanda virüse temas edene yaklaşımımız da bizim toplumsal vicdanımıza ters düşebiliyor. Bu kritik anlarda kişinin ahlaki normları ortadan kayboluyor ve artık ilkel insan ortaya çıkabiliyor. İlkel insan ne yapıyor peki? Temel ihtiyaçları ve güdüleriyle hareket eder ki Körlükte aç kaldığı için onurundan vazgeçen insanlara şahit oluyoruz.

Kitabın ana kahramanı bir göz doktoru olan ve körlük kendisine de bulaşmış olan doktorun karısıdır. Doktorun karısı, körlük salgınından etkilenenlerle birlikte tecrit edilerek boş bir akıl hastanesinde körlerle birlikte yaşamaktadır. Tecrit edilenlerin karantina bölgesi olan akıl hastanesi, zihinsel kaybın bayrağını sallayan bir mekân iken fiziksel bir yetisini kaybedenlerin burada kalması birbiriyle öyle bağlantılıdır ki kör olmak, fiziksel bir kaybı değil artık zaman mefhumu, ahlaki sorunlar, mahremiyet, hijyen ve temizlik ve açlık ile sınananların verdiği imtihanın sonucu bir zihinsel kaybı temsil etmektedir. Normlarını kaybetmiş bu toplumsal kaosu yaşayan körler dünyasında “doktorun karısı” karakteri tüm saldırılara ve vahşete rağmen bu kaosun içinden topyekün kurtulmayı hedeflemektedir. Doktorun karısının görebilen tek kişi olduğunu saklamak bir yana, gördüklerinden dolayı zaman zaman kör olmayı arzulaması, ilkel insanın erdemli olmaktan ne kadar uzak olduğuna şahit olmanın verdiği ızdıraptandır. Görmek elbette hayatın gerçeklerine maruz kalmaktır, ancak körlerin içine düştüğü tecrit ortamının bir otorite tarafından kısıtlandıkça kısıtlanması doktorun karısına bir vahşet yaşatmakta ve onu direnişe götürmektedir.

“… henüz kör olmadıkları sürece gerçekten de körlüğe mahkûm oldukları söylenemezdi. Evinde sakin sakin oturan biri olabilirsiniz, tersini gösteren örneklere rağmen, en azından sizin durumunuzda her şeyin iyi çözümleneceğine eminsinizdir, oysa birden sizi korkutan kişilerden oluşan bir güruhun uluyarak size doğru geldiğini görürsünüz.”

İşte bu güruhu Saramago, “tam anlamıyla körler” olarak tanımlamaktadır. Hırsızlık, utanmazlık, saldırganlık, taciz…” Ahlaksızlar dört gün sonra yeniden ortaya çıktı.” cümlesi ile başlıyordu bir paragraf. Gözleri gören tek kişi olan doktorun karısı, örgütlü bir mücadele için umut ışığıydı bunu görebilenler için.

Kitabın isimsiz karakterleri, bizim dış dünyada tanıştığımız her türlü insani zorlukların resmedilmiş halidir. Ortak boya ise kör olmalarıdır. Bu körlük öyle metaforiktir ki ilk başta kör olmak, kör olmaktır diyip bu kabulle kitabı okurken son satırlarda anlıyorsunuz ki esasında kör olmak, insanın temel ihtiyaçlarından yoksun kaldığında erdemli birisinden en saf hali olan ilkel birisine dönüşmesini simgeliyor. Kitabı okurken sık sık Maslow’un meşhur ihtiyaçlar hiyerarşisi geldi. Neden sonra ahlaki sapma yaşayan kör güruh için erdemli bir yaşam sürmektense yalnızca kural dışı yaşayarak ihtiyaçlara yönelenlerin kötülüklerini okudukça da Kant’ın erdemli insan modeli geldi. Bu zıtlıkların arasında okunan kitap elbette zihinsel boyutta rahatsızlık vermekte, ancak günümüzde yaşanan toplumsal kaosa dönüp baktığımızda “körlüğün bulaşmadığı” akıl sahibi erdemli insanların varlığını da hatırlatmaktadır.

Erdemli yaşamanın yolu, kötülüğün size bulaşmamasından mı geçer yoksa erdemli bir insan olarak yaşamak idealinden vazgeçmemekten mi geçer? Virüs bulaşan insanların öteki haline getirilmesi yolunda ilkel insan olarak davranmak da bir körlüktür. Toplumsal kaosu besleyen sapmalara hizmet etmek, örneğin salgını yok saymak da bir körlüktür. Bir salgından etkilenmeyenlerin sınavı, etkilenenlere göre daha zorlu geçeceğine göre kör olup olmamak bizim elimizdedir. Maslow’u göz ardı etmeden insanca yaşamanın yollarına bakılmalıdır.

Körlük, hakikati görememekse eğer, göremediğin bilgisine erişmek de bir sorumluluk olmalıdır. Jose Saramago’nun bu kitabı yazma gayesini görmenin bilgisi ile ilişkili okumak gerekir. Nitekim Görmek kitabı da bunun habercisi olacaktır.

Yazar Hakkında: Fatmanur ALSANCAK

Dalgın vs Dargın

Burada oturduğum yerde Yüzler görüyorum, sizlerin yüzünü. Gözleri parlak yapan filtrelerin ardında...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir