Etme Müdana

Yazar Hakkında: Fatmanur ALSANCAK

Miras Kalan Sürgün

Doğulu olarak ölmek istiyorum ben, sizin bir tek ama büyük bir gücünüz...
Devamını Oku

Müdana etmeden yaşamak ne kadar mümkün? Birçok klasik roman ve öykünün anlatmak istediği tonlarca kelimenin toplamı olarak müdana Arapça müdahanat kelimesiyle akrabadır. Ancak ne anlama geldiğinden ziyade muhtevasına bakılmalıdır: kimseye boyun eğmeyiniz, zulmeden sizce güçlü dahi olsa. Ve bunun kibirle ilişkilendirilmesi hata olur.

Güç ilişkileri için bir yazar şöyle diyor; “Güç bilgiyi üretir… güç ve bilgi birbiriyle doğrudan bağlantılıdır.  İktidar olanın ürettiği bilgi ile üretilen bilginin iktidarlaşması döngüsü devam eder.” Esasında problem gücün istismar edilmesi ya da kötüye kullanılmasıdır. “Bilenle bilmeyen bir olmaz” düsturunun varış noktası bir itibar hiyerarşisine dönüşüyor olabilir mi? Güçsüz ya da daha genç bir tabirle “ezik” olmanın içselleştirildiği bir yapının varlığını görmeden kimin haklı ya da haksız olabileceğine dair kanaat oluşturulmamalıdır. Bu bahis ile temel mesele olan müdahanatın ne denli alakadar olduğuna bir pencere açmak elzemdir. Hocaya müdana eden öğrencinin hali buna en klasik örnek olarak verilebilir.

“İnsan neden müdana eder?” sorusuyla bir derdiniz yoksa bu yazıyı buradan sonra okumanız için bir neden yoktur. Ya da herhangi bir derdiniz yoksa! Biraz kendimizi hatırlamalıyız. Kendimizi, yani maskesiz, statüden uzak, rollerin dışında olan… Çocuk halimiz bunun için yardımcı olmaktadır. “Ben aslında kim idim?” sorusu bugün en acil gereksinimlerimizden. Sorular biraz ihtiyaçtır, bu doğru. Aynı zamanda ilaç da olabilir.

Müdana argo tabirle yağcılık olarak tanımlanır. Bile isteye bu kelimenin üzerinde durdukça düşünme, düşündükçe bir hesaplaşmaya girme, hesaplaştıkça kendimizi bulmaya çabalamak gerekir.  Müdana eden kişinin gerçekte kendisini konumlandırdığı noktayı az evvel bahsettiğim güç ilişkileri tayin etmektedir. İnsan olma vasfıyla hiç gündeme gelmeyenlerin dünyasında bir zaman sonra müdana eden kendisini unutmaktadır. Olumsuz imajları içselleştirenlerin bir süre sonra güce karşı dayanıklılığını yitirmektedir. Ne sık duyarız şu cümleyi; “O varken sana düşmez.” ya da “Haddimi aşmak istemem ama…” Bir süre sonra kibar olmakla yer değiştiren kalıplarla kendi güçsüzlüğümüzde kaybolup gitmekteyiz. Bunun vardığı son istasyonda özsaygının hakkını vermek üzere yaşanan çatışmalar vardır. El pençe divan durmaktan kamburu çıkanların sırtındaki yükü atmak için kamburunu düzeltme arayışlarıyla yeni müdana eylemlerine girilmektedir. Güçlünün yanında olmak için kendine yabancılaşma, kendinden olana kaç çatma, söz bükme, burun kıvırmalarla yeni maskeler dikilmekte, yeni yüzler edinilmektedir.

Oysa bu kadar zor, bu kadar çetrefilli bir yola girmekten ne kadar yorulmakta insan ruhu. Doğan hocanın kulağa küpe mahiyetindeki “Sen, maskesiz daha değerlisin!” cümlesini düstur edinmeliyiz. Bunu içselleştirdiğimizde kendi yapabilirlik alanımızı bulur, okyanuslara açılarak dik bir sırta sahip olabiliriz.

Kendini hatırla.

Çocuk halin sensin.

Etme müdana…

Bu içeriğin etiketleri
, ,
Yazar Hakkında: Fatmanur ALSANCAK

Miras Kalan Sürgün

Doğulu olarak ölmek istiyorum ben, sizin bir tek ama büyük bir gücünüz...
Devamını Oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir