Şaziye

Yazar Hakkında: Esra Özger BOZLAĞAN

Arayış

Ne bir tohumum bitecek toprakta, Ne de olgun bir meyveyim yenecek. Soğuk...
Devamını Oku

Önce limoni, safran, ıhlamur… Ardından altuni, kavuniçi ve nicesi… Envaiçeşit sıcak tonun yan yana, kucak kucağa, iç içe geçişini keyifle izliyordu ikindi. Karşıda tüm heybetiyle böbürlenen güneş bütün zamana hükmederek usul usul Tüllüce sırtlarını terk ediyordu. Çekilirken de o güne dair hasılat niyetine biriktirdiği ne varsa bir bir topluyor, geride çöp yığını misali; akşamı, karanlığı, hüznü bırakıp gidiyordu. Bu bir kaçış mıydı yoksa zoraki bir veda mı hiçbir zaman anlayamamıştı Şaziye. Deminden beri oturduğu tahta sedirden manzarayı izleyip sarının her bir tonuyla hasbıhal etmiş velakin yine sırra erememişti. Sonunda dudaklarından bir “Ah!” dökülüverdi. Ta içinden kopup gelen, ciğerinden sökülen bir “Ah!”.
“Şu dağlar da insana ne gam yüklüyor be!” diye sızlandı.
Yanı başında oturup da onunla birlikte günün batışını seyre duran Halil pek bir şaştı bu söze.
“Niye öyle dersin gülüm” diye çıkıştı hanımına. “Ne etti şimdi dağlar sana?
Şaziye derin bir uykudan uyanır gibi irkildi kocasının sesiyle. İçinde bulunduğu ana döndü. Başını çevirerek anlamsızca boşluğu irdeledi. Ardından odaya daldı bakışları. Günün son ışıkları kireç boyalı duvarlara dökülüyor ,eşyalardaki güneş izleri usul usul siliniyordu. Duvardaki aynadan yansıyan akisler Halil’in sevimli yüzüne serpiliyordu. İstemsizce gülümsedi. Sıkıntıdan muzdarip yüz çizgileri o güldükçe daha bir derinleşti, sağ yanağına arsızca konan gamzesi seğirdi.
Dizlerini ovalayarak düşündü. Halil haklıydı. Sahi ne etmişti dağlar ona iyilikten, dostluktan başka. İşte şu boylu boyunca yerin üstüne kıvrılan tepeler değil miydi onu tüm varlığıyla kabul edip kucaklayan? Herkes yok sayarken onu içine alan. Derdini dağıtan, şifa kaynakları sunan. Şimdi onunkisi nankörlük değil de neydi?
“Bilmem ki Halilim” dedi. Konuşur dururum öyle. İçimde bir sıkıntı var bugün .Pek bir bunaldım. Ha böyle böğrüme bir şey oturmuş da nefes aldırmaz bana. Rahat vermez. Acep hasta mı olacağım nedir?
Kocası onun bu canı içine çekilmiş haline bakıp kaygılanıverdi hemen. Alışkın değildi hanımının fersizliğine. Şaziye’si hep güler, neşe saçardı. Dertlenmez, şikayet etmez tam tersi o dert alırdı. Kim bir sıkıntısı olsa onun yanında koşardı. Şaziye geleni geri çevirmez ille bir çare bulurdu. Ya dağlardan topladığı otları kaynatır içirir ya da bir güzel okur üflerdi. Hiç değilse çenesi işlerdi. Konuştukça çağlar, akar; anlattıkça yüreğinde kuşlar uçardı. Sevinci yanında yöresinde kim varsa onları da sarar sarmalardı. Hal böyle iken ,hanımı cümle aleme şifa dağıtırken hastalık da neyin nesiydi? Huzursuzlandı. Şaziye onun varı yoğu, her şeyiydi. Hiç bilmediği babası, veremden gencecik yaşta ölen anasıydı. Diğer yarısıydı. İçinde fokurdayıp kaynayan, kaynadıkça taşan bir sevdayla bağlıydı ona. İzin veremezdi gül goncasının solmasına. Ne yapsa ne etse de keyfini yerine getirseydi? Her zaman söylediği maniyi söylemek geldi aklına. Şaziye’si pek bir severdi bu maniyi. Dinledikçe gözleri cam gibi parlar, buğday teni ışıldardı:
“Şaziye’m bir gül gonca
Sevdim ömrüm boyunca
Evime gelin olunca
Hem oynarım hem gülerim.”
Şaziye bu kez sanki onu hiç duymamış ,dinlememiş gibi tepki vermedi. Halil ısrar etti:
“Bak maniler yakarım Şaziye’m sana yine de öyle süzülürsün. Ama dur! Akşama düğün var nasılsa. Gelinin kınasını yaktın mı tamam. Hele de kızlar defin başına toplanıp maniler, türküler istedi miydi iyileşiverirsin hemen. Bilmez miyim ben seni!”
Kına ya! Kına vardı bu akşam, doğru. Şaziye çoktan unutmuştu. Oysa kaç gün evvelden söz vermişti kız evine. Her hazırlığını da yapmış hatta çerçiden kendine acer bir entari bile almıştı. Gel gör ki hevesi de yoktu gidecek mecali de. Yüreği avuçlarının içinde atıyordu sanki sabahtan beri. Zonk zonk zonkluyordu elleri. Ayakları ona inat buz gibi donuyordu bu yaz günü. Ara sıra tüm vücudu sıtmaya tutulurcasına zangırdıyor, söyleyecekleri boğazında tıkanıp kalıyordu. O zaman yanan elleriyle titreyen bedenini tutmak, sarmalamak, bu ızdırabı durdurmak istiyor ancak beceremiyordu. Dipsiz bir kuyuya düşmüş gibi ölüm geliyor aklına o an, korkuyordu. En çok da ayrılıktan, Halil’ini yalnız, kimsesiz bırakmaktan. Düşüncesi bile fenaydı. Önceki seneler yine böyle sıkıntılanınca Halil ta kasabaya doktora götürmüştü onu. Kendisi “lüzum yok” demişti demesine ya Halil laf dinler mi? Gidiyoruz dedim mi, bitti. Doktor onu epeyce muayene etmişti. Sonra da anlamadığı bir ton kelam sıralamış ,Şaziye bu laflardan ancak “kalbi zayıf”ı anlamıştı. Fakat kalbi zayıf falan değildi işte. Hem Halil gibi bir yiğidin sevdasını taşıyan yüreciği nasıl zayıf olabilirdi? O günden beri de pek bir sıkıntısı olmamıştı aslında. Ta ki bu bugüne kadar. Ama nasılsa geçecekti. Halil’e de dertlenmeye gerek yoktu o sebepten. Durduk yerde niye tasa etsindi ki kocası?
“Aman be Halil!” diyerek kıvrıldı sedire. Başını kocasının sağlam bacağına dayarken :
“Şuracıkta azcık uyusam ne var?” dedi.
Halil dizlerinde yatan bu ufak tefek kadına merhametle baktı. Bir şeycik demedi. Madem uyumak istiyordu, uyusundu. Hem en iyisi bir okuyup üflemekti ona. Tabi canım! Göz vardı üzerlerinde göz! Ah haset insan ne çoktu! Cebini yoklayarak kehribar tespihini buldu. Bir yandan tespihi çekerken diğer yandan da elini Şaziye’nin başında dolandırmaya başladı. Hızlı hızlı kıpırdayan dudaklarından dökülen Nas ile Felak sureleri odaya dağıldı.
Şaziye okunan duaların verdiği huzura kendini bıraktı. İçinde ürkekçe saklanan bir şifa aradı. Tüm deliklere girdi, tenhalarını yokladı. Yoktu. Kapıları zorladı, köşeleri taradı.  Yoktu. Aradığı şifayı bulamadı. Nasıl olurdu? Yine baktı aynı yerlere. Bu kez daha ısrarlı daha kararlı. Bedenine, ruhuna hırçınca saldırdı.  Hayır! Mücadelesi yerini hayal kırıklığına bıraktı. Ümitsizce bu kez derin bir korkuya sarıldı, bu korku ile sarmalandı. Hırpalanmış bir şekilde uykuya daldı. Ölüm , sanki bir çuval gibi yıllardır sırtında taşıdığı kamburu kadar yakındı.

Yazar Hakkında: Esra Özger BOZLAĞAN

Arayış

Ne bir tohumum bitecek toprakta, Ne de olgun bir meyveyim yenecek. Soğuk...
Devamını Oku

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir