Hayatı Sorgula

Yazar Hakkında: Gül AYYILDIZ

To Be

 TO BE Varlığın mucizesi küçücük “anlam aralıklarına” gizlenir.  Şöyle yorgunluk sonrası höpürdeterek...
Devamını Oku
“Sorgulanmamış hayat, yaşanmaya değmez.” diyordu Sokrates.
Belki de hayatın anlamı ardındaki kapılar sorgulandıkça, zorlandıkça basınca dayanamayıp birer birer açılıyordu. Doğru sorular, sorgulamalar mutlaka doğru adrese çıkarıyordu. Zaten Tanrı da yarattığından sorgulayarak kendisini bulmasını istemiyor muydu? En büyük sorgu insanın kendi içine sorduklarıydı. Yasak elmayı yiyerek Cennet’ten kovulan Ademoğlu ancak sormakla, sorgulamakla, sorduklarına doğru yanıtları bulmakla ve bulduklarını hayatına uyarlamakla dünyaya atılış gayesini tamamlayacaktı. İnsan olabilmek sancılıydı ve olabildikten sonra da insan kalabilmek…Yaratılmış idrak sahibi her can hep “Neden?”, “Niçin?”, “Nasıl?”, “Nerede?”, “Nereye?”, “Ne zaman?”, “Kim?”, “Kiminle?” gibi kabuğuna sığmayıp taşan kendi iç sesini huzura kavuşturacak anlam arayan soruların muhatabıydı. Çünkü akıl sorgulamak için vardı. Sorgu çıkarıldığında geriye kalan sadece nefes alan beden görünümlü bir çuvaldı.
           Hatırlıyorum! Şu anki oğlum Eymen yaşlarındaydım. Daha hayatı yeni yeni sorgulamanın başlarında… Çok soru soran çocukların el üstünde tutulmadığı zamanlarda… Yalova’nın yeşil, şirin, bende çocukluğuma dair buruk ama bir o kadar da tatlı hatıralar bırakan, sonradan gelişip turistik bir kasaba olan Çınarcık’ta, babamın okuduğum okulda müdür olduğu zamanlarda… Mevsimlerden hangisiydi? Günlerden neydi? Şu an kafamda siluetleri beliren yüzlerin adları nelerdi? Hatırlamıyorum… Ama hatırladığım bir şey var ki sınıfta öğretmen masasında sürekli ayçiçeği çitleyen, hareket etmeyi pek sevmeyen, sınıfımızdaki kızıyla problem yaşayan öğrencisine diş bileyen şu anki benim yaşlarımda Münire Öğretmen. Sosyal Bilgiler Dersindeyiz: “Dünya, batıdan doğuya doğru döner, o yüzden güneşi önce doğu noktaları görür” cümlesinin ardından gelen benim “Peki öğretmenim neden Dünya Doğu’ya doğru dönüyor?” soruma verdiği yanıttı: “Eğer dünya, doğudan batıya doğru dönseydi aynı sorunun tersini soracaktın. Sırf soru sormak için, dikkat çekmek için soru sormayın, mantığınızı çalıştırın biraz, sen hep bunu yapıyorsun! Gözlerimin, aptalca saçma sorular soran bir insana aşağılayıcı bakan arkadaşlarımın gözleriyle buluştuğunu hatırlıyorum ve hunharca bakışların düşük ses tonundaki kikirdemelerine yansıyışını…Kalbimin vücudumdaki tüm kanı ani, hızlı ve ritmik hareketlerle yüzüme pompalayışı ve yüzümdeki kızarmanın içime yaydığı sıcaklık hissi dün gibi aklımda.Bunun sonrasında uzun süre soru soramayışımı ve zedelenen özgüvenimi onarmak için kendi içimde verdiğim yoğun çabamı da unutmuyorum. Sonraki yıllarda anlayacaktım öğretmenimin asıl tepkisinin sorduğum sorulara değil sınıf başkanlığı seçimlerinde kızından fazla oy alarak o zaman çok popüler bir durum olan sınıf başkanı sıfatıma olduğunu… İnsanların her tepkisinin tepki verdiği duruma değil bazen duygularına göre olabileceğini öğrendiğim ergen yaşlarımda… Münire Öğretmen’in inadına, herşeyi sorgulayan, soru sormaktan korkmayan, aptal soruları da olan, aptal soru sora sora aptal olmayan sorular sormayı bulan nesiller gerek bize!
     Leyla Navaro’nun dediği gibi: “Sorgulamak, bazı gerçekleri görmek, değiştirmek, rahatından vazgeçmek, kişisel ve toplumsal eksikleriyle, hatalarıyla yüzleşmek demektir.”
Sorgulamak hayata verilecek en güzel emektir.
Yazar Hakkında: Gül AYYILDIZ

To Be

 TO BE Varlığın mucizesi küçücük “anlam aralıklarına” gizlenir.  Şöyle yorgunluk sonrası höpürdeterek...
Devamını Oku

1 Comment

  • Çok güzel bir yazı olmuş. Tebrikler! “…herşeyi sorgulayan, soru sormaktan korkmayan, aptal soruları da olan, aptal soru sora sora aptal olmayan sorular sormayı bulan nesiller gerek bize!“
    Hayatta tek hata yapmayan kişi hiç bir iş yapmayan kişidir derdi rahmetli babam. Soru sormak da aynı; hele sorular başkasına soruluyorsa. Çoğu zaman hata yapmaktan “küçük düşmekten” korkarak boşveriyoruz sorularımızı. Boşvermemek gerek. Bir de bize sorulan her şeyin cevabını da bilmemize imkan yok ve hatta bazen bilmemiz gerektiği farzedilen seyleri de bilmiyor olabiliriz; oyle durumlarda da “bilmiyorum” ama bunu birlikte araştırıp ogrenebiliriz diyebilmek de gerek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir