Denge

Yazar Hakkında: Tuğba Tosun

Benzerlik-Farklılık

Sanat, nesnel olanın ve herkesçe ortalama olarak aynı düzeyde kabul görülenin ötesine...
Devamını Oku

Toplumumuzun geneline baktığımızda acı çekmeyi kutsayan bir anlayış olduğunu görebilmekteyiz. Öyle ki, diyaloglarda derdini paylaşan, sıkıntısını dile getiren kişi ile acısı hafife alınarak “o da bir şey mi, bak ben neler yaşadım” gibisinden dert yarıştırmaya girildiğine çokça şahit olmaktayız. Derdin fazlalığı, büyüklüğü, kapsayıcılığı bazı kişilerce övündükleri bir araç haline gelebilmektedir.

Fakat; acının niceliği, niteliği, kişi için ne düzeyde bir anlam ifade ettiği her insana özgü bir yapı olarak var etmektedir kendini. Nitekim acı çekmenin ve yaşanan kayıp sonrasındaki yasın insanlar için ortak evreleri olsa da bu acı ve kayıp ile nasıl baş edileceği, kayıpların yasının nasıl tutulduğu kişiye özgüdür.

Toplumumuz yapısı itibariyle pek çok kültürden etkilenmiş bir toplumdur ve rasyonelden ziyade duygusal bir toplum olduğumuzu ifade edebilmekteyiz. Engin Gençtan’ın “İnsan Olmak” kitabında altını çizdiği üzere sanatı, hikayeleri vs. gibi üretim alanlarında toplumumuz acıdan beslenen bir toplum olma özelliğine sahiptir. Toplumumuz tarihi ile de pek çok acıya bizzat şahit olmuş ve bunu iliklerine kadar hissetmiş insanlardan meydana gelmektedir. Belki de bu nedenledir acının ve acı çekmenin böylesi kutsallaştırılışı.

Bir yandan dert çekmeyi özgürlükle bağdaştıranlar bir yandan tasavvufi öğretilerle harmanlayanlar derken acının dibini bulmaya doğru bir yolculuğa çıktık. Yol bitmedi fakat biz ümitsizlik durağında takatimiz yetmediğinden mıh gibi çakılıp kaldık. Acının var oluşu gibi neşe de vardı, onu yok saydık ve nihayetinde dengeyi kaybettik.

Psikolojinin babası olarak kabul edilen Freud, insanın temel güdüsünün acıdan kaçmak ve haz almaya yönelmek olduğunu ifade etmektedir. Hız ve haz çağı olarak ifade edebileceğimizi düşündüğüm günümüzde bu oldukça kabul gören bir yaklaşımdır. Dünyanın anlamsızlığından, boşluğundan, kısalığından bahsedip bunu yüzeysel bir mantık zeminine oturtarak kendini inandıran herkes ‘eller havaya’ trenine bir vagon olarak dahil oldu.

Toplum popüler söylemleri ilke edinen, acıdan alabildiğine kaçan, kendi kusurlarını mantığa bürüyüp ve hatta güzellemesini yapıp karşısındakinde kusur olarak gördüklerine İbrahim olan, benmerkezcilik putuna secde eden bir duruma doğru sürüklenir hale geldi adeta. Dünyanın dönüşünden ve teknolojinin ilerleyişinden daha hızlı meydana gelen bu dönüşüm, kişileri gittikçe güçlenen bir sel gibi ardına katıp sürüklemektedir. Neşenin var oluşu gibi acı da vardı göz ardı ettiğimiz, onu yok saydık ve nihayetinde dengeyi kaybettik.

Doğadaki, yaşamdaki, insandaki her şeyin belirli bir oranı vardır. Bir denge noktası vardır. Parçalardan meydana gelmesi ve bu parçaların her birinin bütünden ayrı bir anlamı olmasıyla birlikte bu parçaların bütün içerisindeki yer alışları da bir dengeye dayanmaktadır. O nedenle acı geldiğinde onu yaşayalım, neşe geldiğinde de. Doğanın bize gösterdiği kışı da görelim, baharı da. Kuruyup çatlamaya da şahit olalım, canlanıp yeniden yeşermeye de. Fakat; unutmayalım, kışın da belli bir süresi vardır, baharın da. Kış da gerekli arınmak için, bahar da gerekli yeşermek için. Ve tüm bu durumlar arasındaki süreçte düşünmek, öğrenmeye çalışmak, zaman zaman anlayamadıklarımızın nedenlerini ve merak ettiğimiz cevapları sabırla beklemek gerek sessizce…

Yazar Hakkında: Tuğba Tosun

Benzerlik-Farklılık

Sanat, nesnel olanın ve herkesçe ortalama olarak aynı düzeyde kabul görülenin ötesine...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir