Acıya Rastlamak

Yazar Hakkında: Şenay Şapaloğlu Taş

Koku

“Bir gün anıların arasında kaybolmak isterseniz kapatın gözlerinizi ve kokuyu takip edin....
Devamını Oku

Sevgili dost; acıya rastladım geçen gün mahalledeki dar yokuşlu sokakta… Bisikletten düşüp dizleri yaralanmış bir çocuğun gözlerindeydi. Dudağının kenarında buruk bir hüzün, yanaklarından süzülen yaşlarda çocukça bir sızlanış vardı. Sarmak istedim kanayan yarasını yara bandı misali ve usulca eğilip kulağına dedim ki “Üzülme çocuk, bu küçük yara sana ilerde dostlarına anlatmak için gülümsemeli bir anı olacak. Her hatırladığında çocukluğun gelecek aklına; sevinçlerin, acıların, heyecanların, kayıpların… Bu sebeple kucakla acını, bırakma…”

Sevgili dost; acıya rastladım geçen gün. Yeni açılmış bir zarfın üzerine düşmüş gözyaşı damlalarında… İçindeki mektubun üzerine düştüğü yazıları bulanıklaştırmıştı. Kalbinin ortasına yerleşen ince sızı ile eli göğsüne yapışmıştı gencin. Yıllardır gönlünde ilmek ilmek büyüttüğü, buğusu ile tüm ruhunu sardığı ve hayatının her saniyesine ram olmuş gönül kuşu uçup gitmişti ellerinden. Diz çöktüm yanına, titreyen ellerinden tutup dedim ki  “Aşk uçurumun dibine düşmek gibidir onun için sevgilinin adına yar derler. O yardan düşer elbet bir gün âşıklar. Kaybetmek de kavuşmak kadar gerçek. Kaybetmek de kavuşmak kadar hisli ve narin. O acı tadı hisset damağında ‘o sana yeni yolunda çok şey öğretecek.’ Düşecek,fazlaca üzülecek ağlayacaksın.Nedenler, keşkeler, acabalar dolaşacak uzun süre zihninde.  Lakin sonra yavaş yavaş ayağa kalkıp sana kattıkları ile daha dik yürüyeceksin hayat yolunda. Ve zamanla keşkelerin yerini “iyi kiler”,nasipler alacak…Yeter ki kaçma,acını kucaklamayı bil ve onun öğretmenliğine kendini aç.” 

Sevgili dost;  acıya rastladım geçen gün; soğuk parmaklıklar ardından bakan bir çift kahverengi gözde. Kollarının arasına alıp sımsıkı sarmaktı isteği sarı bukleli saçları ışıl ışıl parlayan kızını ama yalnızca ellerini uzatıp parmaklarıyla dokunabildi saçlarına. Burnundaki sızıydı o an en derinden hissettiği. Delice bir hasret, imkânsızlık, hürriyet yoksunluğu ile çepeçevre olan adamın yüzü acının vücut bulmuş hali gibiydi. Parmaklarımı uzatıp parmaklarına dedim ki “Hiç hata yapmayan insan hiç bir şey yapmayan insandır. Asıl erdem hatadan kendi payına düşeni alıp sonrası için pişmanlık duyup yeni bir yol çizebilmektir ve özlem bu erdemi sana verecek çok güzel bir sebeptir. Korkma özlemekten ve umut etmekten. Tüm ruhunla özlem duy ve umut et. Her ne olursa olsun hala umut vardır yarınlar için.  Sabırla beze özlemini ve acına sahip çıkıp bekle. Bekle dönüşü vardır zor sürgünlerin de…”

 

Sevgili dost; acıya rastladım geçen gün; ahşap pencere kenarına oturmuş, yol gözleyen pamuk yanaklı ninenin gözlerinde. Sislenmiş bakışları ile sokağı izliyor pencere önündeki sardunyaları suluyor, yapraklarını seviyordu. Gözleri ara ara dalıyor, gelmeyenlere derin bir iç çekiyordu. Buruşan ellerinde acıyı sımsıkı tutuyor  köşe başından beklediklerinden biri bir gelse de bıraksam diye dört gözle bekliyordu. Gençliğinde cıvıl cıvıl çocuk sesleri olan ve mutfağında sıra sıra tencereler kaynayan evinin bu ıssız hali, sönük ocağı kalbini sıkıştırıyordu. Öptüm yumuşacık ellerinden ve dedim ki “İnsan dünyada hep yalnızdır. Yalnızlık bir uzaklıktır yakınımızda. Bilirim kulakların bir ses, ellerin dost eli ister. Ama insana en çok kendisi yarendir en çok kendisi dost. Sen en çok kendini dinle,en çok kendini bekle,en çok kendini önemse. Çünkü Şeyh Galip’ in dizesinde dediği gibi ““Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen. Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen… Sen acını tutarken avuçlarında, köşe başından çıkıp gelmeyenler dert edinsinler kendilerine bu uzaklığı…”

 

Sevgili dost; acıya rastladım geçen gün gece yarısı çalan bir telefon sesinde. Uykulu gözlerini araladı kadın ve duyduğu haber ile acı tam kalbine en orta yerine yerleşti. Bir an hiç gitmeyecek sandı o acı. Gece bitmek bilmezken bir daha onu göremeyecek olmanın sancılı düşüncesi dakikaları geçmeyen saatlere çevirmişti. Başını yastığa dayadı, bakışlarını boş duvarlara dikti ve bundan sonra o olmadan,onunla yaşanacak anılar olmadan nasıl yaşayacağını düşünmeye başladı. Acısı yüzüne o denli yansımıştı ki kim görse anlardı bunun kaybetmek acısı olduğunu. Yanındaki yastığa başımı dayayıp dedim ki  “Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne güz de dalından düşen yapraklar, ne gökyüzünde kayıp düşen yıldızlar, ne şarkı söyleyecek kimsesi kalmamak… Ayrılık onu zihninden koparmak ve dahi yüzünü hatırlayamamaktır. Oysa sen onunla yaşadığın anıları düşündüğün her anda o yanı başında beliriverecek. Yüzü tüm gerçekliğiyle gözlerinin önünde sana gülümseyecek. Asıl ölüm toprağa gömülmek değil gönlünden zihninden koparıp onu hafızanın derinliklerine gömmektir.  Korkma, o hep sende, hep seninle… Hadi vedalaş acınla dostça ve yerini tatlı bir hasret alsın, ölüm tüm kavuşmaların başıdır aslında…”

Yazar Hakkında: Şenay Şapaloğlu Taş

Koku

“Bir gün anıların arasında kaybolmak isterseniz kapatın gözlerinizi ve kokuyu takip edin....
Devamını Oku

1 Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir