Pencere

Yazar Hakkında: Şenay Şapaloğlu Taş

Davet

Öyle kaptırmış gidiyoruz ki kendimizi modern çağ rutinlerine günün,  saatlerin, dakikaların göz...
Devamını Oku

“Bir öğleden sonra pencereleri keşfettim ve ondan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.”

Anne SPOLLEN

 “Pencere, en iyisi pencere, geçen kuşları görürsün hiç olmazsa dört duvar göreceğine.” diyor Orhan Veli. Ben, bakışlarımı pencereye her çevirdiğimde bu sözü anımsar, kalkıp gökyüzüne bakarım. Çok daraldığımda, içimi hüzün kapladığında, neşelendiğimde pencerede alırım soluğu.

Çocukken de böyleydim fakat o vakit pencerem, ceviz ağacına bakıyordu ve ben o evi ve penceresinden gördüklerimi her geçen gün çok özlüyorum: Şiirin mi şirin bir ev,  çocukluğuma yuva olan. Eve ulaşmak istediğinizde şimdilerde antika sayılabilecek bir ahşap kapı karşılıyor sizi. Kapıyı açtığınızda solda küçük bir süs havuzu, etrafı türlü yeşillikler… İçine kâğıttan gemiler atıp bırakmışız. Taşlarla döşeli dar yolu beş altı adımda alınca, üç katlı, ahşap verandalı, dantel perdeli ve pencereleri ağaçların dalları ile bezenmiş kireç boyalı ev, karşıdan gülümsüyor size. Önünde salıncak yapılmış küçük bir ardıç ağacı, birkaç erik ağacı…Hemen yanı başında uzun boylu kavaklar…Arkada kocaman ayva, ceviz, elma ağaçlarıyla uzayıp giden bir bahçe. Ağaç diplerinde taşlardan yapılmış ve evcilik oynadığımız minicik evler… Her yanda çocuk cıvıltıları…

İşte böyle bir evde geçiyor çocukluğum.  Çok özlüyorum o evi ve gözümde her canlanışında çocukluğumun pazar sabahlarını hatırlıyorum:

Dışarısı iç titreten, parmak uyuşturan, kirpiklere kırağı düşüren cinsten soğuk…  Annemin tıkırtıları, mükemmel olduğu kadar mütevazi bir pazar kahvaltısının habercisi… Muhtemelen sofrada hamur kızartması, tulum peyniri ve kayısı reçeli var. Gözlerimi açıyorum, çıtır çıtır yanan sobanın başında alıyorum soluğu. Üzerinde kızarmış ekmek var. Anlaşılan annem yine “Bayat ekmekleri ben yerim, siz taze yiyin.” diye asırlık tutum cümlesini kuracak. Kendinden önce bizi düşünen can annem!

Televizyon açık, TRT 2’de  Bob Ross’u veyahut TRT 1’de“İyi Kötü Çirkin”i izliyor abim. Ahşap pencereden perdeyi aralıyorum, her yer bembeyaz, ışıl ışıl. Plastik pencereler gibi değil ahşap. Dokununca bile ısıtıyor insanı, rahatlatıyor. Her sabah, o pencereyi açıp dört mevsimi karşımdaki ceviz ağacı ile yaşıyorum.

O sabah da kış mevsiminin güzelliği ile başlıyorum güne. Güzel olmaz mı o gün, yaşanılası olmaz mı? O üç katlı bahçeli ev, sadece yaşadığım yer değil tüm hayatım. Zira başka yaşam alanım yok. Sosyalleşmek için kurslara, parklara gitmiyorum. Tüm mahalle çocukları bahçeye toplaşınca haddinden fazla iletişim ortamı sağlıyor bana. Çamurdan eşyalar atölyesi, sınırsız eğlenceler sunan harikulade bir kurs.  Kardan kulübe yapmak ise arkadaş dayanışması ve proje tabanlı öğrenme.

Değerler eğitimini bahçede çaya toplaşan komşulardan öğreniyorum.“Kızım yardım et teyzene, elindekileri taşı (yardımlaşma, saygı). Şu bir kap yemeği de şu nineye götür. O kalkmıyor yerinden (merhamet) sevaptır…”Anne karnım acıktı cümlesinin cevabı “Atıştırma dolabından bir şeyler al.”değil; “Şu bahçedeki cevizlerden toplayın elmayla yiyin.” oluyor…

Bunları düşünürken bir kez daha çıktım geçmiş zaman yolculuğuna ve ne denli şanslı olduğumu bir kez daha anladım. Şimdilerde terasa yakın odanın, alt katın çatısına sıfır olan bir penceresi var.  Ufak bir pencere. Gün batımını az çok görebildiğim ve genelde akşamüstleri baktığım pencere…

Seviyorum bu küçük pencereyi. Sabah vakti yan evin bahçesindeki çam ağacında cıvıldaşıp ötüşen kuşları dinlemeyi ve bütün mahallenin sıra sıra dizilmiş evlerinden süzülen ışıkları izlemeyi.  Tam karşımdaki iki katlı bahçeli evlere bakıp geçmişi hayal etmeyi.

Her gün saba namazını müteakip ekmeğini koltuğunun altına sıkıştırıp gelen alt kattaki Hamza Dede’ye eşlik etmeyi seviyorum. Balkonlarda dans eder gibi  uçuşan çamaşırları, bayat ekmekleri pencere önüne dizip sonra perde arkasına saklanarak serçeleri izlemeyi…

Bazen üst kattaki pencereyi gösterip “Anne, kuşlara yemek verelim mi?” diyor Yağız. Olur, diyorum. Biraz da hava alırız. Akşamüstü güneş dönmüştür artık bu tarafa.

Oturtuyorum önüme Yağız’ı ve Kerem’i. Ekmekleri sevinçle atıyorlar kuşlar gelecek diye.  Bakın, diyorum bulutlar bugün ne kadar güzel! Tablo gibi. O zaman şükredelim anne, diyor Kerem. Tabii diyorum, her güne bin şükür.

Çocuklar görevini tamamlayınca ayrılıyorlar yanımdan. Telefonumdaki uygulamanın üzerini tıklıyorum. Candan Erçetin “Kırık kalpler durağında inecek var, eteğindeki taşları dökecek var…” diyor. Sonra, karşımdaki evlere bakıp uzaklara dalıyorum. Bu kez Erol Evgin “Gel sen ne çektiğimi birde bana sor. Nerde, nasıl yaşarım bir de bana sor. Evlerin ışıkları bir bir yanarken, bendeki karanlığı gel de bana sor.” diyerek duygularıma tercüman oluyor.

Işıkları yanan her bir evin kendi hikâyesi olduğunu düşündükçe dalıp gitmelerim uzadıkça uzuyor. Bu evlerin her birinde ne hayal kırıklıklarının, ne acıların  ve ne sevinçlerin yaşandığını düşünüyor; şarkıların içinde kayboluyorum.

Bulutlar öyle güzel ki, adeta bir pamuk tarlası… Aralarından sızan akşam güneşi, yüzüme serin serin vuran rüzgar sanki. İşte şimdi bir film sahnesindeyim, doyasıya seyrediyorum güneşin çatıların arasında kayboluşunu.

Bu aralar keşke bir bahçeli evde otursak da sabah uyandığımda penceremi açıp yeşili görsem, diye huzursuzlandığım çok oluyor. Sonra kuşlara yem verdiğim bu penceremi düşünüyorum ve diyorum ki:  Önemli olan pencerenin nereye açıldığı değil, senin görmek istediklerin ve gönül gözü ile gördüklerindir.

Pişman oluyorum sızlanmalarıma ve bir bağ kuruyorum bu pencere ile aramda. Artık benim için özelsin, diyorum.  O an anda bir çift kuş geliyor yanı başıma, normalde ben oradayken hiç yaklaşmazlar ama tam önümde durup gözlerimin içine bakıyor sonra uçuveriyorlar.

Pencere, canım pencere!  Artık nasıl görmek istersem öyle göreceğim seni.

Yazar Hakkında: Şenay Şapaloğlu Taş

Davet

Öyle kaptırmış gidiyoruz ki kendimizi modern çağ rutinlerine günün,  saatlerin, dakikaların göz...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir