Hayalperest

Yazar Hakkında: Gül AYYILDIZ

Zamanın Kumları Üzerindeki Ayak İzleri

“Kış ortasında içimde mağlup edilemez bir yaz olduğunu fark ettim.” derken her...
Devamını Oku
Her insan gibi, her şehrin de kendine has bir ruhu olduğu ruhaniyetiyle kucaklaşıyorum seninle bir kez daha İstanbul, sanki aradan bin yıl geçmişçesine bir hasretle! Özleme dair mevzu derin, hadi vakit kaybetmeyelim bugün senden, benden, bizden ve hayallerden bahsedelim…
“Hayalleri olmayan insanlar, hayalleri olanlar için yaşarlar.”, demiş iyi kelam edenlerden biri.
Bu sözün güçlü etkisiyle başımı ne yana çevirsem vaktiyle birinin kurduğu ve peşinden tutkuyla koştuğu bir hayale çarpıyorum, hayal üstadlarının cirit attığı bu muhterem yerde. Şehri baştan başa kültürle yoğuran, mimariyle donatan, edebiyatla duygulandıran, tarihle taçlandıran, sanatla coşturanların hayalcibaşı değil miydi Fatih’in o imkansızı başarmaya dair kırmızı kadife kutudaki mücevher değerindeki hayali?
Mesela şu karşımda duran, elimde beli ince bardakla yudumladığım çayıma farklı lezzet katan, gözüme gönlüme şölen yaşatan, kendi hayallerime yol açan, adına bir dolu hikaye yakıştırılan Kız Kulesi birinin hayaliydi vaktiyle. O hayal sahibinin tutkusuyla birleşti, tek kişilik yerini terk etti ve milyonların kendisinden farklı şekillerde ilham alacağı işte şu karşımdaki yerinde kendine hayat verdi. Onu hayal eden tutkulu hayalcibaşı olmasaydı eğer, adına bir dolu efsane yakıştıran da, o efsaneleri dilden dile yaşatan da, onu resimlemek için can atan da, milimetrik açılardan fotoğraflayan da, tıpkı benim gibi tavşan kanı çayını ona bakarak bambaşka bir hazla yudumlayan da olmayacaktı elbette. Işığı olan bir hayal gerçekleştiğinde, diğer bir dolu hayalle birleşir, ve bambaşka siluetlere dönüşerek suya atılan bir taşın su yüzeyine yaydığı halkalar gibi birbirini doğurur, yoğurur ve ötelere yol alır.
Sırtımı dayadığım Sultan Ahmed’ten ruhuma akan şu billur ses, duygusunu hep yanımda götürmek istediğim, karşımda dikilip, gözümün içine içine bakan, kalbimin derinine derinine akan Ayasofya, Hezarfen Ahmed Çelebi’nin uçma hayalini Üsküdar’a kanatlandırmayı denediği şu Galata…İçinde salına salına, bir sarhoş edasıyla dolandığım, başımı bir o yana bir bu yana hayretle oynattığım, Kaşıkçı Elmasının yeşiline boyandığım, tarihini derin derin kokladığım Topkapı da hayalperestlerin cirit attığı yerlerden bir diğeri. Bir dolu yerinden, içime yayılan mutluluğun büyülü etkisinden, her seferinde dudağımın kenarında kendiliğinden beliren o samimi gülümseyişle poz verdiğim ve verilmiş binlerce poza şahitlik ettiğim şu iki yakayı narin bir balerinin dans eden iki ayağı gibi birbirine bağlayan, içinde binlerce hikaye barındıran çevresi o güzelim yalılarla bezenmiş boğaz köprüsü de birinin hayali projesiydi vaktiyle. Hayal kuranlar, hayallerini açığa vuranlar, hayallerinin peşinde tutkuyla koşanlar ve nihayetinde hayallerini insanlığın nasibine de sunanlar…
Hiçbir detayını kaçırmak istemediğim heyecanımla izlemeye devam ediyorum bir Kadıköy vapurundan kış güneşiyle cilveleşen martıların kanat çırpışını ve vaktiyle kurulmuş hayallerin maddeye yansımış hallerinin giden gemi hızıyla önümden ruhumu bambaşka renklere boyayarak merasimle geçişini… Deniz tuzuyla soslanmış bir Orhan Veli kelamı karışıyor ıslığıma:
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.
Hayalcibaşıların şehrinde, iliklerime kadar hissettiğim bunca görsel ve hissel şölen eşliğinde kendi hayalimi sorgulayan bir iç sesle irkiliyorum. Şu an eğitimine devam ettiğim adına ruh bilimi denilen bu dalda hayalleri olmayanlara hayaller kurdurabilir miyim acaba? Ya da hayalleri örselenmiş, gerçekleşememiş olanlara başka hayaller kurmanın yollarını açabilir miyim? Ya hayalleri orta yerinden incinenlere , kırıldıkları yerden başka kanatlar çıkararak tekrar, hatta daha yükseklere uçabileceklerine inandırabilir miyim? Benim hayalim, hayalleri olmayanlara hayal satmak aslında. Çünkü insan, hayal kuramadığında, hayalinin peşinde koşmadığında ve hayal kurmayı bıraktığında kaybediyor yaşama sevincini. Ve içimden hayalimi soran o sese diyorum ki: “Ya hayallerinin efendisi, ya da hayalleri olanların işçisi olacaksın.” Seçim senin!
Bu içeriğin etiketleri
, ,
Yazar Hakkında: Gül AYYILDIZ

Zamanın Kumları Üzerindeki Ayak İzleri

“Kış ortasında içimde mağlup edilemez bir yaz olduğunu fark ettim.” derken her...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir