Zuhur-u Kar

Yazar Hakkında: Gül AYYILDIZ

Zuhur-u Kar

Karın sessizliğini dinledi, milyonlarca bembeyaz taneciğin böylesine bir sükunetle inişine hayret etti....
Devamını Oku

Karın sessizliğini dinledi, milyonlarca bembeyaz taneciğin böylesine bir sükunetle inişine hayret etti. Dünyada sessizliği resimle deseler kesin bu anı resmederdi ve altına da “sessizliğin dansı” diye not düşerdi.

Hayır, hayır camın arkası yetmezdi! Bazı hazların sabun köpüğü etkisiyle eriyip gideceği tecrubesiyle onu tüm duyularıyla hissetmeliydi. Görkemi karşısında bir güzelliğin susmak, dinlemek ve sadece hissetmek niyetindeydi. Koşar adımlarla soluğu bir çırpıda kapıda aldı, kollarını iki yana kaldırdı, gözlerini kapattı, ağzını sonuna kadar açtı ve tıpkı çocukluğundaki gibi çılgınca koşarak kar taneciklerinin dilinde oluşturduğu sulu tada kendini bıraktı. Ne zaman kar yağsa içini böyle çocukca bir coşku kaplardı.

Boyu kadar cocuklari olan, koca bir kadın oluşuna aldırmadan, sokaktan geçenlerin kendisine odaklanan dikkatlerinin mahiyetine takılmadan, kendisini taklit etmeye çalışan komşu çocuğun varlığını algılayamadan koştu… Çocukluğunu kucaklarcasına, an’ın büyülü etkisinin kucağına kendini bırakırcasına, bekleyen dağ gibi birikmiş sorumluluklardan kaçarcasına koştu… Böyle anlar ruha gelen hayat öpücüğü etkisindeydi. Sahi nefes almakla, yaşamak arasındaki çizgi neydi?

Gözlerini açıp, üzerine inen ve birbirine benzeyen kar taneciklerinin yaklaştıkça aslında birbirinden ne kadar farklı oluşuna hayret etti. Okuduklarından biliyordu bir kar taneciğinin altı kollu bir yıldız olduğunu ve gökte kristalleşerek yeryüzüne inmesinin, şekil değiştirerek eriyip yok olması arasında geçen sürenin sadece sekiz on dakika olduğunu. Her kar taneciğinin soğukluk, rüzgar ya da bulutların yüksekliğine göre birçok coğrafi etkenlerin yanında pek çok esrarengiz nedenle de biçimlendiğini öğrenince kar taneleriyle insanlar arasında bir ilişki olduğunu sezmişti. Bir kar taneciği de tıpkı insan gibi doğuyor, birçok etkenlerle değişime uğruyor, var oluş amacını tamamlıyor ve kendisine biçilen o sürede dönüşmesi gereken o şeye dönüşüyor ve sonra eriyip gidiyordu. Karın kristalleşme ve kendi şekline evrilme yolculuğu…İnsanın doğma, var oluşunu anlama ve kendini bulma yolculuğu …

Ne zaman kar ve yolculuk kelimeleri gelse yan yana; her ayrıntısını dün gibi hatırladığı ve annesinin hala gözleri nemli anlattığı o gün çıkar gelirdi hatıralarının arasından. Dokuz yaşlarının başlarına denk gelen bir kış ortasıydı. Evde kederli esen bir sabaha uyanmanın şaşkınlığıyla kendisini bildi bileli açmaya alıştığı kırmızı, büyük gelincikli kalın perdeleri sıyırdığında gördüğü manzara evdeki kedere kafa tutan cinstendi. Öyle usul, öyle beyaz, öyle neşeli yağıyordu ki kar. Lapa lapa…Tıpkı bugün gibi. Annesinden olan dedesinin ani vefat haberini almışlardı. Zaten tüm ölümler erken değil miydi ki? Ve hazırlıksız… Kendi yaşının sayısı gibi tam dokuz saati devirmeleri gerekiyordu annesinin deyimiyle baba evine ulaşmak için. Sahi artık baba olmasa da o eve hala “baba evi” denebilir miydi? Bilemedi. Her zaman dede evine ne coşkuyla, sevinçle, özlemle giderlerdi ama bu sefer duygular yer değiştirmişti; özleneni yerinde bulamayacak olmanın verdiği kadar kederli… Ölüm sessizliği denilen şey gerçekti. Yolculuk boyunca da yağdı kar, yağdı, annesi ağladı. Kar mı çok yağdı, annesi mi daha çok ağladı hiç bilemedi. Çocukluğundaki en çok kar o gün yağdı ve annesi en çok o gün ağladı. Merhumu defnederken de kar hala yağıyordu. Herkes karın altında üç kere “helal olsun” diyerek bağırıyordu. Dedesinin gidişinin ardından kalan bir dolu şeylerden biriydi bu üç kere yüksek sesle tekrarlanan “helal olsun”. Öylesine mi söylemişlerdi yoksa kalpten mi helal etmişlerdi onu da bilemedi. Çünkü yetişkinlerin her zaman gerçekten hissettiklerinin aksine şeyler söyleyebildiklerini öğrenmişti. Yaşı küçük olduğu için dedesinin son istirahatgahına nasıl indirildiğini izlemeye izin verilmedi. Ama işlem tamamlanıp, herkes ayrılırken kalabalığın arasından fırladı ve yolda soğukta lazım olur düşüncesiyle arabaya aldıkları battaniyeyi koşarak  aldı ve kendisini izleyen şaşkın bakışlar arasında, üzerinde küçük tepecik oluşmuş toprağın üzerine tıpkı sağlığında dedesinin şefkatli elleri gibi yaydı  “kar yağıyor, üşür” dedi. Annesi daha bir ağladı, teyzeleri de, hatta tanımadığı diğer kadınlar da. Annesinin battaniyeyi sıyırarak, kolunun altına topak yapışı ve ama “ölüler üşümezler ki” hıçkırışı dokuz yaşında takılı kaldı.

****

Şehrin tüm isini, pasını, kirini, karmaşasını, gürültüsünü örten ve insanda saflık duygusu yaratan kar elbette herkes için farklı yağıyordu. Belki dışarıya çıkma özgürlüğü elinden alınmış bir çocuk odasının penceresinden bir kartpostala bakar gibi bakmakla yetiniyor, seyir halindeki sinirli bir şoför arabası kayacak diye agresif hareketlerle  mırıl mırıl mırıldanıyor, aceleyle havaalanına gitmek için yola çıkacak bir yolcu ihtimal bir trafikten ya da iptal olması muhtemel uçuştan dolayı telaşa kapılıyor, düz yolu yürümekte zorlanan bir yaşlı düşüp bir yerini kırar endişesiyle stresten kaskatı kesiliyor, ay sonunu zor getiren dar gelirli bir vatandaş havaların soğumasını ekonomisine indirilmiş bir darbe olarak görüyor, ekmeğini topraktan kazanan çiftçi karın gelecek mahsule etkisini hesaplamaya çalışıyor, tatil planları yapan heyecanlı bir çift rotayı bir kayak merkezine çeviriyor… Bir grup da   kafasının içinde benliğini ele geçirmiş ve hayatın mucizelerine kör etmiş düşüncelerden ve hayat telaşından yağan karı hiiç mi hiç fark etmiyordu. Çünkü hayatın hediyeleri sadece onu görmeyi seçenlere verilirdi. “Dünyanın güzelliklerine dair kayıtsızlığın sonunda varacağımız yer sıradan bir hayattır” diye boşuna demiyordu
Simone Weil. Güzelliği tecrube eden kişi hayretle bakmaya başlar dünyaya. Dikkatini sığ ve geçici olandan ebedi ve derin olana kaydırır. “Güzellik biçimin sanki öbür biçimlere akmak üzereymiş gibi olduğu geçiş anındadır” der Thoreau.

Kar ne güzel yağıyordu şehre, üzerine, ruhuna ve çocukluğuna…

 

 

 

 

 

 

 

Yazar Hakkında: Gül AYYILDIZ

Zuhur-u Kar

Karın sessizliğini dinledi, milyonlarca bembeyaz taneciğin böylesine bir sükunetle inişine hayret etti....
Devamını Oku

1 Comment

  • Gül, kelimelerini sessiz fakat çok şey anlatan yağan kar taneleri gibi döktürmüşsün yine.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir