Kalem

Yazar Hakkında: İhsan KUTLU

Kalem

Kalem denildiğinde aklınıza ilk gelen ve zihninizde canlanan nesne basit bir kurşun...
Devamını Oku

Kalem denildiğinde aklınıza ilk gelen ve zihninizde canlanan nesne basit bir kurşun kalem olabilir. Bunun ilkokul yıllarında elimize zorla tutturulmaya çalışılan kalem hatıralarımızla da bir ilişkisi vardır muhtemelen. Ama aklınıza ilk gelen kalemin bu olması şart değil elbette. Masanızda duran bir tükenmez kalem ya da sevdiğiniz birinin hediye ettiği bir dolma kalem de sizin için kalem denildiğinde “işte o” dediğiniz nesne olabilir. Ama ilk elde meselemiz kalemin neliğini tartışmak değildir. Zamanla kalemlere ilişkin daha derin bir açılım yapabiliriz. Burada öncelikle kalem olarak kullanılan nesneyle ne yaptığımıza bakalım.

Kalemler genellikle –genellikle demek durumundayız çünkü farklı formlarda sayısızca kalemden bahsedilebilir- bir elin kolayca kavrayabileceği büyüklükte tasarlanmış, uç kısmı belli açılardan sivriltilmiş, herhangi bir yüzeyde çeşitli izler bırakmaya yarayan eşyadır. Dikkat ederseniz kalemler bir zemine ihtiyaç duyarlar. Bu zemin bazen bir defter sayfası bazen bir çizim tahtası bazen de bir resim tuvali olabilir. Makyaj kalemlerini ya da elektronik cihazlara yazı yazmaya yarayan dijital kalemleri düşünürseniz zemin konusunda büyük bir çeşitlilik olduğunu sizler de fark edeceksiniz.

Kalemleri sadece uzun ince bir çubuk şeklinde tasarlamayın. Bir kömür parçası, bir kiremit kırıntısı ya da bir parmak ucu kalem olabilir size. Küçükken sokaklara sek sek çizgilerini neyle çiziyordunuz? Peki, sahilde kumlara nasıl yazılar yazıp resimler yapıyordunuz? Burada anlatmak istediğim; kalemi sadece tek bir formda düşünmemeniz gerektiği.

Kalemleri ve dolayısıyla eşyayı sadece işlevlerine göre de tanımlamamalıyız. Bazen toka niyetine saça tutturulan ya da iç kısmındaki mekanizmanın sökülüp dış kısmının bir oyuncağa dönüştürüldüğü bir kalem o esnada kalem olma görevinin uzağında. Kalem böylelikle, kalemliğinden bir şey kaybetmese de her zaman iz bırakmakla görevli olmadığını hatırlatır bize.

Bazen kalemlerimiz üzerimizdeki stresin ya da içimizdeki sıkıntının dışa yansımasıdır. Canınız bir şeye sıkıldığında veyahut hocanın anlattığı ders sarmadığında kaleminize sarılırsınız ve başlarsınız çevirmeye. Kalem o anda ne olduğunu anlamaz, başı döner sadece. Siz düşürene kadar döner, düşünce ele alınıp yeniden düşene kadar devam edilir ve böylece sürüp gider.

Kalem önemli bir kültür nesnesidir. Hatta kalem başlı başına yazılı kültürün başlangıç noktasıdır. Bütün yazılı kültür için önce kalem gereklidir. Kalem, göz ile arkadaştır ve kendini önce göze beğendirmeye çalışır. Dil, söz ve kulak ikincildir kalem için.

Kalemin yakın dostlarından biri –dost denebilirse tabi- kalemtıraştır. Kalemtıraş özellikle kurşun kalemler için vazgeçilmezdir. Kalemtıraş, kullandıkça aşınan kurşun kalem uçlarını daha sivri hale getirmeye yarar. Bir kalemin kalemtıraşa ihtiyacı olması kullanıldığını gösterir. Diğer bir deyişle kullanılmayan kalemlerin kalemtıraşla işi olmaz.

Kalemtıraşla buluşmak kalem için tazelenmektir. Artık okunaklı bir şekilde yazı yazamayan kalemin kaba taraflarının yontularak daha okunaklı yazabilmesine imkân tanımaktır. Hatta eski usûlde düşünürseniz kalemtıraş yerine bıçak ya da jilet gibi başka bir eşya ile düzeltilmesidir.

Yazılan her kelime, harf, nokta kalemden bir şeyler götürür ve ironiktir, kalem yazdıkça tükenirken yazar yazdıkça açılır.

 

 

Yazar Hakkında: İhsan KUTLU

Kalem

Kalem denildiğinde aklınıza ilk gelen ve zihninizde canlanan nesne basit bir kurşun...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir