Kime Göre Saçma

Yazar Hakkında: Kemal AYBATAN

E-İroni

Kendimi ve yaptıklarımı sorguluyorum bu Covid-19 karantinasında: Bugün Anneler Günü!!! Anneler gününde...
Devamını Oku

Anne rahmine düştüğümüz andan itibaren bizlerin, hayata bakış açısı şekillenmeye başlar. Annemizin bize verdiği değer, elleriyle karnına dokunması ve bizi kabullenmesi bizlerin, gelecek olduğumuz hayata karşı güven ya da güvensizlik hissetmemizde ve hayatı algılayışımızda farklılıklar oluşturur. Dünyaya geldiğimiz ilk günden itibaren de, bu dünyanın nasıl bir yer olduğuna dair yolculuğumuz yine ailemizle birlikte şekillenir. Ailemiz hangi değerleri benimsemişse ve uyguluyorsa bizler de o değerlerden etkileniriz. Yemeğin masada mı yoksa yerde mi yenilmesinin daha iyi olduğunu, bayramların nasıl kutlanıldığını, markete, çarşıya ve pazara gittiğimizde nasıl davranmamız gerektiğini, komşuluk ilişkilerinin nasıl olması gerektiğini ailemiz, akrabalarımız ve komşularımızdan öğreniriz.  Hak ve hukuk konusundaki düşüncelerimizin ve davranışlarımızın belli bir kısmı yine ailemizle ve çevremizle olan ilişkilerimizde şekillenir. Mahallemizdeki çocuklar, hangi oyunu ne şekilde oynuyorsa, bizler de o oyunu o doğrultuda bilir, oynar ve yorumlarız. Öğretmenlerimizin bildiği kadarını, kendi bildiklerimizle birleştirir ve öğreniriz. Bizler, deneyimlerimizle zihnimizde kişiler ve olaylar hakkında şemalar geliştirerek, karşımıza çıkan kişileri ve olayları o şemalara yerleştirme çabası içerisine gireriz. Çünkü, o bizim şemamızdır ve yanılma olasılığımızı düşünemeyiz. Şemalarımızı her yeni olayla karşılaştığımızda, yeni şeyler öğrendiğimizde kendi bilgimiz doğrultusunda değerlendirerek güncelleriz ve güncellemiş olduğumuz bu şemalarımız aracılığıyla hayata bakarız.

Şu an kaç yaşında olursak olalım, annemizin rahmine ilk düştüğümüz andan itibaren tüm deneyimleri yaşayan sadece ve sadece kendimizdir. Başkaları da benzer deneyimlere sahip olabilir ama bütünsel olarak değerlendirdiğimizde, başkalarının deneyimleri ile bizim deneyimlerimiz arasında bir sürü farklılık vardır. Yaşamış olduğumuz deneyim sadece bize ait olduğu için de, tek bir olayla karşılaştığımızda her birimiz farklı yorumda bulunuruz. Bu durumu düşüncelerimizde daha da netleştirmek adına bir öyküden bahsetmek isterim;

Luciano isminde bir İspanyol yazar, İspanya’da baskı rejiminin olduğu bir dönemde düşüncelerinden dolayı hücre cezasına çarptırılır. Yazar, 17 yılını 4 metrekare bir alanda geçirmek zorundadır. Okumasına ve yazmasına izin verilmez. Hücresinde sadece yatağı vardır ve odasına yukarıda bulunan küçücük bir pencereden çizgi halinde güneş ışığı süzülür. Yiyeceği ise kapıda bulunan ufak bir demir pencereden verilir.
“Aklımı kaybetmeden burada nasıl yaşayacağım?” diye kendisine sorar. Kısa bir süre sonra uykuya dalar, çok geçmeden acıyla uyanır. Bir karınca kulağını ısırmıştır. Dışarıda olsa çok kötü tepki göstereceği bu olaya sevinir. Gardiyanın verdiği yiyeceklerden bir kısmını karıncaya vererek hayvanı kendisine alıştırır ve ismini Tito koyar. Bütün acılarını, sıkıntılarını ve düşüncelerini ona anlatarak ayakta kalmaya çalışır. Zaman içerisinde Tito da ona alışır ve onun sesine göre hareket eder. Luciano’nun her dediğini yapar ve çok güzel de dans eder. Gardiyanlar kendi kendine konuşmasına şaşarlar ve kafayı üşütmek üzere olduğunu düşünürler. Ancak Luciano, gardiyanların beklentisinin aksine dostum dediği karıncası sayesinde hayata sarılır. Uzun yıllar bu şekilde geçer. Bir gün gardiyan kendisine ertesi günü hapisten çıkacağını söyler. Luciano özgürlüğü çok özlemiştir. Luciano; “Biliyor musun Tito, güneşin doğuşunu, batışını, çiçeklerin rengini, kokusunu, bir damla berrak suyu, kısaca her şeyi özledim. Dünya kim bilir ne kadar değişmiştir?” diye karıncasına anlatır. Ertesi günü omzunda kadim dostu Tito olmak üzere özgürlüğüne kavuşur. Doğruca bunu kutlamak için bir kafeye gider, garsona iki içecek söyler. Garson “Bir kişiye neden iki içecek” diye düşünür ama yine de Luciano’nun dediğini yapar. Luciano ikinci içeceği Tito için istemiştir ve “Hadi Tito, bak bakalım içeceğin tadına” der. Tito bardağın kenarına atlar, bir süre sonra da mutluluktan masada dans etmeye başlar. Luciano ne diyorsa onu yapar. Karıncaya kazandırdığı bu becerileri birisiyle paylaşma ihtiyacını hisseden Luciano garsona seslenir:
“Hey garson! Şu karıncaya bakar mısın lütfen?”
Garson : “Hemen geliyorum efendim” diyerek masaya yönelir. Garson karıncayı görünce utanır ve; “Afedersiniz efendim” diyerek karıncayı parmaklarıyla ezerek öldürür. Luciano ne diyeceğini bilemez ve hüngür hüngür ağlamaya başlar. Garson şaşırır ve ağlamasına anlam veremeyerek onun kafayı yediğini düşünür.
Zira Luciano’ya göre; bir hayat arkadaşı,17 yıllık kadim dost olan bu karınca, garsona göre müşterileri rahatsız eden zararlı bir böcekten başka bir şey değildir.

17 yıllık kadim dost, yazarın hayata tutunmasını sağlayan varlık, gözleri önünde garsonun onu altı üstü istenmeyen bir böcek olduğunu düşünmesinden dolayı hayatını kaybetti.

“Düşündüklerimiz ya da inandıklarımız nesneleri görüşümüzü etkiler” (J. Berger). Bu düşündüklerimiz ve inandıklarımız da; ailemiz, öğretmenlerimiz, akrabalarımız, arkadaşlarımız, mahallemizin insanları, şehrimiz ve ülkemiz…  kısacası yaşamış olduğumuz ve bulunduğumuz her yer ve iletişime geçtiğimiz herkes tarafından etkilenir ve şekillenir. Değerlerimizi bu bakış açımız doğrultusunda belirler, tutum ve davranışlarımızı da bu bakış açısına göre sergileriz. Ama bir başkası sergilemiş olduğumuz davranışı anlamakta zorlanabilir.

Ne demiş Nietzsche “Onlar dans ederken görüldükleri için müziği duymayanlarca deli sayıldılar.”

Bizler için çok önemli olan bir şey, içinde bulunduğumuz durumu bilmeyen ve anlamayanlar tarafından değersiz ve saçma olarak düşünülebilir, ya da başkaları için çok önemli olan bir şeyin de bizler için zerre kadar önemi olmayabilir ve bize çok saçma gelebilir. İçinde bulunduğumuz durumu en iyi bilen yine bizizdir. Her kimle konuşursak konuşalım, her ne olayla karşılaşırsak karşılaşalım, karşımızdaki kişinin bakış açısıyla olayı anlamaya çalışmadan yorum yapmamanın daha uygun olacağını aklımızdan çıkarmayalım. Çünkü, asıl saçmalık anlamadan, hissetmeden ve kendimizi karşımızdaki kişinin yerine koymadan yapılan yorum ve davranışlardır.

Luciano’nun hayata tutunmasına sebep olan karınca gibi, iletişimde bulunduğumuz kişilerin de hayata tutunmasına vesile olan umutlarını ve değerlerini anlamaya çalışarak, acımasızca yok etmememiz dileğiyle.

Yazar Hakkında: Kemal AYBATAN

E-İroni

Kendimi ve yaptıklarımı sorguluyorum bu Covid-19 karantinasında: Bugün Anneler Günü!!! Anneler gününde...
Devamını Oku