Fark Yeri

Yazar Hakkında: Kemal AYBATAN

E-İroni

Kendimi ve yaptıklarımı sorguluyorum bu Covid-19 karantinasında: Bugün Anneler Günü!!! Anneler gününde...
Devamını Oku

Yine kafamda deli sorular.

Bir hayattır bizim yaşadığımız. Yaşarken içerisinde çileler çekip başarıları tattığımız. Kimi zaman hayaller kurup kimi zaman umutsuzluk duygusunu hissettiğimiz.

Geldik gidiyoruz bu dünyadan ama giderken arkamızdan gelenlere ne bırakıyoruz? Geçtiğimiz yollarda ne var ne yok toparlayıp süpürüyor muyuz? Yoksa bizlerden sonra gelecek nesillerin faydalanması için bir miras bırakıyor muyuz? Miras bırakmaktan kastım sadece kendi evlatlarımız değil; tüm insanlıktan ve var olan tüm canlılardan bahsediyorum.

Yaşadığınız dünyadan, ülkeden, şehirden, mahalleden ve toplumdan memnun değil misiniz? Peki sizi memnun etmeyen şey nedir? Nasıl olmasını isterdiniz? İstediğiniz şeyin sizin istediğiniz şekilde olması için sizce insanlar neler yapmalı ya da neler yapmamalı? Hangi davranışları sergilemeli ya da sergilememeli?

Her insan içinde bulunduğu duruma göre hayatı farklı bir şekilde yorumlar. Hayatı yorumlama şeklimiz ona nasıl baktığımıza ilgilidir. Bunu anlatmamı kolaylaştıracağını düşündüğüm üç işçi masalını paylaşmak istiyorum.

“Uzak ülkelerden birinde bir kral varmış ve seyyah kıyafetlerine bürünüp şehrini dolaşmayı pek severmiş. Böyle günlerden birinde büyük bir inşaat alanını ziyaret etmek için durmuş. İşçinin biri ağlamaklı suratıyla bir yandan çalışıp diğer yandan nefes nefese söylenip duruyormuş. Seyyah kılığındaki kral işçiye, “Söyle bakalım arkadaşım, seni bu kadar üzen, böyle şikâyet etmene neden olan nedir?” diye sormuş.

“Ben şikâyet etmeyeyim de kimler etsin yabancı? Hayat mı bu? Bütün bir gün boyunca taş diziyorum; nasıl sıkıcı bir iş olduğunu tahmin bile edemezsin! Ne insanı kamçılayan bir tarafı ne de bir keyfi var. Her günüm bir diğerinin aynısı. Ne anlamı var ki bunun?”

Adama hak veren kral inşaat alanında biraz daha ilerlemiş. Bu sefer karşısına aynı işi yapmaktan her ne hikmetse memnun görünen bir işçi çıkmış. “söyle bana arkadaşım, bu kadar tekdüze görünen bir işi yaparken nasıl böyle memnun olabiliyorsun?” demiş kral. Adam yanıt vermiş:

“Ben bir taş ustasıyım, sağlam duvarlar örerim. Benden önce de babam bu işi yapardı. Sana basit bir iş gibi görünebilir ama ben özenli çalışmamla övünürüm. Mimarlar titizliğimi göklere çıkarırlar.”

Adama hak veren kral biraz daha ilerlemiş ve kulağına bir methiye çalınmış. Bir başka işçi yüzünde kocaman bir gülümsemeyle bir yandan çalışıp bir yandan da şarkı mırıldanıyormuş.

“Söyle bana arkadaşım, bu kadar tekdüze ve basit bir işe koyulmuşken bu neşe nereden geliyor?”

“Ben bir katedral yapıyorum, tekdüzelik bunun neresinde? Sen ve ben çoktan gitmiş olacağız buradan ama bu taşlar, bu duvarlar, bu yerler hala burada olacaklar. Konuşurken dizdiğim şu taş yüzyıllarca burada duracak; erkeklerin, kadınların ve çocukların ilham ve teselli bulacağı bir tapınağın temellerini tutacak. İnsanlar inşa ettiğim bu binaya gelerek huzur bulacaklar, dua edecekler, hayal kuracaklar… Bir güzelliği inşa ederken kalbim nasıl olur da neşe ve minnetle şakımaz?”**

Kral uzun uzun baktı ve sen de haklısın dedi.”

Aynı işi yapan üç ayrı insan ve hepsi de işine farklı bir gözle bakıyor. Demek ki bazen memnuniyetsizliğimizi sadece dışarıda aramamalıyız. Hissettiğimiz memnuniyetsizliğin sebebi bizim olaylara bakış açımız olabilir. Burada Pollyanna gibi dünyayı toz pembe görmekten bahsetmiyorum.  Her nerede olursanız olun ya da her ne işi yaparsanız yapın en iyisini yapıp en az bir varlığa dokunmaya gayret etmek davranışlarınızdan ve yaptıklarınızdan zevk almanızı sağlayacaktır. Hele hele sizin sayenizde bir şeylerin daha iyiye gittiğini ve ruhlarına dokunduğunuz kişilerin ilerleme kaydettiğini görmek sizleri daha da memnun edecektir.

O zaman sorumu tekrarlıyorum: Memnun değil misiniz etrafınızda olan bitenlerden? Memnun değil misiniz ailenizin durumundan, akrabalarınızdan, komşunuzdan sokağınızdan şehrinizden ve ülkenizden? Memnun değilseniz eğer Mahatma Gandhi’nin “Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi ol” sözüne kulak vermelisiniz.

Çünkü bir değişim olacaksa eğer bu kişinin çabasıyla olur. Sizler içinde bulunduğunuz sistemin bir parçasısınız ve değişimi başlatacak yürek, kalp siz olmalısınız. Siz istemedikçe kimse size yardım edemez.

 

 

** Liberman J. Malika, Masal Terapi, Doğan Egmont Yayınları, İstanbul, 2015, sf.46.

Fotoğraf: https://www.pexels.com/photo/gray-and-black-assorted-key-761149/

Bu içeriğin etiketleri
, , , ,
Yazar Hakkında: Kemal AYBATAN

E-İroni

Kendimi ve yaptıklarımı sorguluyorum bu Covid-19 karantinasında: Bugün Anneler Günü!!! Anneler gününde...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir