Yapboz

Yazar Hakkında: Pencere Dergi Arşiv

Unutuluşun Çöplüğü

Gözlerinde bir yabancı vardı şimdi. Kırk beş yıl boyunca her gün baktığı,...
Devamını Oku

Yapbozun eksik parçasını sonunda tamamlamıştı. Derin bir huzurun içine, teslimiyetle birlikte kalbinin en derininde yatan tüm o yarım kalmış duygularını da yerleştirdi.

Sanki o parça kendisinde olan ama bir türlü bulamadığı ya da bulduğu halde bir yerlere sığdıramadığı ritmik bir bozukluğun ürünüydü. Kendi kendine yarattığı, başka bir elin dokunuşuyla dürtülerinin toplama çıkartması gibi…

Nesnelere yüklenen anlamların bütünüydü o parça. Sessizliğinin, yalnızlığının ve sevilmediğinin simgesel karşılığı.

Elinde tuttuğu sıkıştırılmış kâğıttan yapılma oyuncak. Bu güne dek çok kez yaptığı, arkadaşlarının duvarlarını süsleyen güzel bir uğraştı onun için. Eşya biriktirmeyi onlara hayat vermeyi duygusal bir bağ kurup bir parçası gibi hissetmeyi sevmezdi. Böyle yapanları da bir türlü anlamazdı. Maddeyle olan ilişkiyi, kendilerini çok önemseyen insanların bir uydurması olarak görürdü. Böyle şeyler, ona göre saçma, gereksiz bir duygusal çöküşe zemin hazırlamak dışında pek bir işe yaramıyordu. Fakat bu sefer bir şeyler ters gitmişti…O son parçayı tamamladığında hissettiği şeyler çok yormuştu onu. Hayat bir yapboz parçasıydı. Resmin içinde bir bütün olarak var olmak istiyordu artık.

A geldi aklına. Hayatına gelmesiyle zenginleşen, gitmesiyle boş kalan ruhunun odacıklarını hatırladı. Uzun zamandır düşünmeyi kendisine yasakladığı A bastırdığı zihninden bir yapboz parçası olarak çıkmıştı. Derinlere gömülen her şey gibi, yeniden bir hayalet gibi hortlamıştı şimdi. “Ben yapamıyorum artık” dediği gün geldi aklına. Öyle dümdüz çekip gitmişti. Sorgulamaya izin vermeden kapısını kendisine kapatmıştı ‘A’. Olayın sıcaklığıyla terk edilişi pek önemsememişti. Fakat şimdi bağlamıştı önündeki resim onları. Artık bir önemi vardı…

“Kal” diyememişti ruhunun parçasına. Önünde duran yapboz eksiksizdi. Peki ya kendisi? Kendi dünyasındaki parçasını kaybetmişti. Onun tastamam olmasını sağlayan o parça şimdi bir yerlerde başka birinin dünyasının zengin bir kaynağıydı.

Durum şunu gösteriyordu ki; yapbozunun o son parçası kaybettiği A’nın ta kendisiydi. Alışık değildi bu gibi hislere, yeni biri oturmuştu karşısına şimdi; yabancı biri ele geçirmişti onu. Yavaş hareketlerle yerinden kalktı. Ona en iyi gelen şeyi yapmak için harekete geçti. Üzerine kalın bir şal aldı. Çantasını ve kitabını yanına alarak evden çıktı. O an ihtiyaç duyduğu şey, denizin taşkınlığını izlemekti. Bu mevsimde deniz istediği manzarayı gösteriyordu ona.

Belki de tamamlanmak diye bir şey yoktu. Belki de insan, hep eksik bir yapbozdu; sadece bazı parçalar, bir süreliğine başka birinin resmine bürünüyordu.

Ve bazen en güzel resim ve en doyurucu bütün eksik kalan, tamam/lanmayan bir hayatın öğrettikleriydi…

Yazar Hakkında: Pencere Dergi Arşiv

Unutuluşun Çöplüğü

Gözlerinde bir yabancı vardı şimdi. Kırk beş yıl boyunca her gün baktığı,...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir