Yol Arkadaşım

Yazar Hakkında: Gül AYYILDIZ

Zamanın Kumları Üzerindeki Ayak İzleri

“Kış ortasında içimde mağlup edilemez bir yaz olduğunu fark ettim.” derken her...
Devamını Oku

Kızımın annesinin en kadim parçasına…
***
Çok önceydi!
Şu an bildiklerimizin bir çoğunu henüz bilmediğimiz, acıya tam bağrından değmediğimiz, nefretin yamacından bile geçmediğimiz, insanların çeşit çeşit maskelerini değil tek bir yüzünü seçebildiğimiz kadar önce…
***
Hiç gitmeyecek zannettiğimiz göz bebeklerimizin ardından burnumuzun direği sızlayarak rahmetle değil, hayatımızın tam ortasındaki kıymetliler olarak bahsettiğimiz, gitmeyi kendi seçenlerin ardında bıraktığı rüzgarda ürpermeyi bile beceremediğimiz, faniliğin fenalığı ile sarmalanan dünyayı hiç fark etmediğimiz kadar önce…
***
İlk aşkların deli dolu zamanlarından aklımız bir karış havada geçtiğimiz, dünyanın kırk türlü hallerinden sadece en masumlarını bellediğimiz, gülüşlerimize hiç bir sahteliği yerleştirmeyi beceremediğimiz kadar önce…
***
Bir uçurumun en keskin noktasından baktığında alabildiğine mavi bir denizin içine yaydığı huzurun, bir adım öteye geçtiğinde seni boğacak gücünü bilmediğin kadar önce…
***
Bir akşam ayazında kendi halinde yanan bir alevin, yüzüne vuran titrek ışığında, tenini ılıtan tatlı ısısında, elini bir karış öteye ittiğinde cayır cayır yakacak etkisini hissetmediğin kadar önce…
***
Kendine davet eden, doğaya-doğala dair ne varsa içine marifetle gizleyen yeşil bir ormanın iyileştirici etkisinin aynı gecesinde yolunu kaybettirerek sana tuzaklar kurabileceği gerçeğiyle tanışmadığın kadar önce…
***
Yaşanılası bir hayatın yıllar değil, yollar olduğunu, bu yolların bir dolu durakları, inip-binen yolcuları ve hayatına giren her yolcunun kişiliğine dokunduğunu deneyimlemediğin kadar önce…
***
Asıl zenginliğin sahip olmak değil, sahip olduklarından vaz geçebilmek olduğunu, vaz geçtikçe özüne doğru yol bulduğunu ve o öz yolun kendi yaşam koçun olduğunu algılayamadığın kadar önce…
***
Bilmeye cesaret ettikçe, içine zaman, çaba ve sabrını ektikçe, hayatın katmanlarının sana bir bir açılacağını, önüne mucizeler saçılacağını, bazen gerçek mucizenin bir yaradılış hikayesindeki en basit varlık olan bir virüsün içine saklanacağını akıl edemeyeceğin kadar önce…
***
Bilginin insanı değiştireceğini, ama asıl dönüşümün bilginin bedene inmesiyle gerçekleşeceğini ve bu dönüşümün diğer insanların hayatına değmedikçe asla asıl amacına ermeyeceğini idrak edemeyeceğin kadar önce…
***
Hayatın varmak değil, yolda olmak olduğunu, ana hikayenin bu güzergahlarda oluştuğunu, bu seyiri zenginleştiren asıl unsurun kendi içine yaptığın yolculuklar olduğunu bilmediğin kadar önce…
***
Asıl değerli olanın bazen gördüklerine değil, göremediklerine gizlenebileceğini, göremediklerini görmeyi seçtiğinde ve becerebildiğinde içine bambaşka yaşam tohumları ekilebileceğine hayret edemeyeceğin kadar önce…
***
Mutluluğun bir kader değil seçim olduğunu, insanın sadece mutlu olmak için de var olmadığını, peşine düştüğünde bir serap gibi senden kaçacağını, ancak bir anlamla zenginleşebildiğinde bir kelebek olup omzuna konacağını hayal edemeyeceğin kadar önce…
***
Yaşamın sınırsız seçeneklerle dolu olduğunu, her gün küçük de olsa bir seçime doğduğunu, seçe seçe kendini bulduğunu ve kendi seçimlerinin, kimliğinin karakterini oluşturduğunu deneyimlemediğin kadar önce…
***
En güçlü gördüğün seni kendine hayran bırakan bir insanın bile kendi içinde inanılmaz güçsüzlükleri olabileceğini, gerçek gücün görülmeyi istediklerinin sevgisinden ve ilgisinden beslenebileceğini aklına bile getirmediğin kadar önce…
***
Sadece siyah ve beyazı görmeyi seçenlerin yaşam döngüsünde kısır kaldıklarını, grileri kabul edebilenlerin daha çok verim aldıklarını algılayamadığımız kadar önce…
***
Hayatın müthiş bir matematiği olduğunu, bunu anlamlandırmak için bilim adamı ya da mucit olmak gerekmediğini, sadece hayatı dikkatlice izleyerek ve diğerlerinin hayatlarını dedikodu malzemesi değil bir anlam mekanizması olarak görmeyi seçerek edinebileceğimizi bilmediğimiz kadar önce…
***
Yaratılan her canın bir anlamı olduğunu, bu anlamın her birinin göbek bağıntısı gibi birbirine muhtaç durduğunu, buradaki asıl görevinin bu yaratılış mucizesine katkıda bulunmak olduğunu sorgulayamadığın kadar önce…
***
Yıl aldıkça aynaya baktığında seni rahatsız eden çizgilerin, gerçek yaşam haritan olduğunu, yaradılışın her şeyi bir arada vermediği gibi gençlik ve tecrübe denen müthiş ikiliyi de aynı anda vermeyeceğini kabullendiğinde tecrubelerinin tadını çıkarabileceğini bilmediğimiz kadar önce…
***
O önceden bugüne…
Yol arkadaşım!
İki küçük kız çocuğundan bizi bu zamana eviren yıllara, yollara ve en çok da tüm varoluşun gerçek sahibine bin şükran duygusuyla…

 

1
1
Yazar Hakkında: Gül AYYILDIZ

Zamanın Kumları Üzerindeki Ayak İzleri

“Kış ortasında içimde mağlup edilemez bir yaz olduğunu fark ettim.” derken her...
Devamını Oku

1 Comment

  • Yaşanmışlığın bu kadar içten,derin, kanaviçe ilmeğini işler gibi insanın içine dokunan kelimeler…Okunduğunda,zihnimde nostaljik tablo misali canlanan, midye içindeki inciler gibi değerli.Tüm duygularımın birbiriyle dansı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir