Tanımak

Yazar Hakkında: Rabia EMEKLİ

Yalnızca O’na

Öğleden sonraydı. Genelde eve girmek için zile basmak yerine anahtarımla girmeyi tercih...
Devamını Oku

Onu hiç tanımıyorsunuz. Tanısaydınız eminim daha farklı severdiniz. Onun her şeyi kendine hastı. Gülüşü, yürüyüşü, bakışı, konuşması, sevmesi, sinirlenmesi, küskünlüğü kimselere benzemezdi. Herkesten farklıydı, dünyada eşi benzeri bulunamazdı. Tekti, özeldi, kaybettiğinizde bir daha aynısından yoktu. Zaten kaybetmek aklınıza bile gelmedi. Nasıl olsa o sizindi ve hep sizin kalacaktı. Tanısanız da tanımasanız da…

Aslına bakılırsa tanımak için de çok çaba sarf etmediniz. En sevdiği rengi sormadınız mesela. En çok görmek istediği şehri, en sevdiği filmi, en sevdiği yemeği, onu en çok üzen olayları, onu neyin mutlu ettiğini bunların hiçbiriyle ilgilenmediniz. İtiraf edin bunlar aklınızın ucuna bile gelmedi. Gündelik şeylerdi çünkü bunlar, önemsizdi.

Sevdiği renk… En çok hangi rengi giyiyorsa en sevdiği renk odur, deyip geçtiniz. Belki de o en sevdiği rengi sıkılmamak için hiç giymiyordu ve siz sormadığınız için bunu hiç öğrenemediniz. Mecburiyetten araba kullanıyor diye yürümeyi sevmediğini düşündünüz ve onunla hiç yürümediniz. Herkesin yürümeyi sevdiği mevsimler, havalar vardır. Beraber yürümeyi teklif etmediğiniz için sevdiği havaları da öğrenemediniz. Ama siz de haklısınız! Mevsimler gelir geçer, her zaman yağmur yağar, güneş açar, bahar gelir ve siz de günün birinde mutlaka sevdiği bir havayı yakalarsınız; bunun da acelesi yok!

Hep siz konuştunuz! Anlattınız, anlattınız… Yaşadıklarınız, mutluluklarınız, kızgınlıklarınız ve anlatacaklarınız hiç bitmedi. O her zaman ve her koşulda sizi dinledi. Sandınız ki onun hayatında her şey yolunda gidiyor. İçten içe kıskandınız bile. Onun kızdığı şeyler, üzüldüğü anlar ya da paylaşacağı herhangi bir mutluluğu yok sandınız. Farkında mısınız, bir gün bile ona ‘sen anlat’ demediniz! Onun da anlatacakları vardı. Dinleseydiniz, dinlemeyi bilseydiniz ve bunu isteseydiniz o da size anlatacaktı.

Onun hayatını önemsemediniz. Yaptıkları ya da yapacakları onu ilgilendirirdi; kendi hayatı ve kendi seçimleriydi ve sonuçlarına katlanmak da ona düşerdi. İstediği bir şeye ulaşamadığında teselli etmediğiniz gibi başarılarını da takdir etmediniz. Başarılı ya da başarısız olması ona olan sevginizi azaltmazdı ne de olsa. Çünkü siz onu her koşulda çok seviyordunuz.

Hep kendinizce onun hakkındaki her konuda fikir yürüttünüz. Hep zamana bıraktınız. “Zamanla tanırım, zamanla öğrenirim” dediniz. Bir yerden sonra alışkanlıklar dahilinde yaşamaya başladınız. Bu alışkanlıklar ve beraber geçirilen zaman sonucunda tanıdığınız algısına kapıldınız. ‘Tanımak’ kelimesinin derinliğini gözden kaçırdınız. İyi niyetli miydiniz bilemem; ama şunu çok iyi biliyorum ki siz sevdiklerinizi tanımaya fırsat bulamadan hayat akıp gitti…

Fırsat, imkân yok muydu? Her şey ama her şey insanın elinde değil miydi? Neden bütün kabahatli hayat, dünya ya da zaman? Hayır, bu kez suçlayacak hiçbir şey yok kendinizden başka. Çünkü kaybettiniz!

Yazar Hakkında: Rabia EMEKLİ

Yalnızca O’na

Öğleden sonraydı. Genelde eve girmek için zile basmak yerine anahtarımla girmeyi tercih...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir