Bu Haziran’a Bir Övgüdür

Yazar Hakkında: Rabia EMEKLİ

Yalnızca O’na

Öğleden sonraydı. Genelde eve girmek için zile basmak yerine anahtarımla girmeyi tercih...
Devamını Oku

Balkonda akşam serinliğinde gökyüzündeki yıldızları izlerken, hangi günde olduğumuzu düşündüm. Salı, perşembe ya da pazar? Sonra hangi günde olduğumuzun bir öneminin olup olmadığını… Ve günler arasında kendimi kaybettiğim esnada haziran geldi aklıma. Temmuz ayını yarılamışken hala haziranı yaşıyoruz sanmam, tekrar durup düşünmeme sebep oldu. Ve nihayet gönlümün haziranda kalmış olduğuna kanaat getirdim. Haziran, bana yılın yarısının bitmiş olduğunu söyler; geriye kalan yarısının da en az ilk yarı kadar hızlı geçeceğini hatırlatır. Haziran bittiğinde yıl bitmiş gibi hissederim. Bu yüzden ne haziran ayının gelmesini isterim ne de bitmesini. Bundandır gönlümün haziranda kalmışlığı…

Her aya anlam yükleme gibi bir alışkanlığım var. Alışkanlıklar, bazen en başından beri, bazen alışkanlıklardan vazgeçildiğinde, bazen de öylesine sebepsiz yere fark edilir. Ben de aylara anlam yükleme alışkanlığımı yirmi altı yaşımdan sonra fark ettim ve bunu fark ettiğimde aslında çocukluğumdan beri böyle bir alışkanlığım olduğunu anladım. Burada yirmi altı yaşa bir parantez açmak istiyorum. Yirmi altı yaş, hiç de öyle ‘yirmi altı yaş’ deyip geçilecek bir yaş değil. Bu yaş aslında büyümüşsün de büyümemişsin, kendini arama yolunda küçük bir ipucu bulmuşsun, bundan sonra yaşayacakmışsın da yaşamıyormuşsun gibi hissedeceğin bir yaş. Ve ben aylara anlam yükleme alışkanlığımı fark ettiğimde yirmi altı yaşındaydım ve aylardan hazirandı. İnsan, ömrünün hangi anında ya da hangi olayında yaşlanır bilemiyorum ama, ben teknik olarak haziran ayında bir yıl daha yaşlanıyorum. Biten bir yaşın hüznü, yeni gelen yaşın sevinci, bir yılda edinilen tecrübe, bir kez daha ne kadar büyümüş olduğunu hissetmek ve daha fazlası hepsi haziran ayımı anlamlandırır.

Haziran, yazın gelmesi demektir… Yaz, güneş haziranı ayrı bir güzelleştirir. Yaz; yeniden başlamak, tazelenmek için en ideal mevsimdir. Ben de haziranın gelişiyle yeniden başlarım; yaşadığım son bir yılımı gözden geçiririm. Öğrendiklerimi düşünürüm; biriktirdiklerimi, hayatımdan gidenleri, kayıp ve kazançlarımı… Düşündükçe yeni rotalar çizerim; haziran özelleşir, derinleşir ve böyle böyle anlamlar kazanır.

Anlamlar yüklediğimiz şeylere insan olarak düşkünlüğümüz pek tabiidir. İşte bende hazirana böylesine düşkünüm. Her yıl hiç gelmesini istemesem de geldiğinde, bu aya eriştiğimde, her gününü yaşayabileceğim en uzun şekilde yaşamaya çalışırım. Ama bu yıl hiç öyle olmadı. Başını, sonunu kaçırdım. Yaptıklarım ve yapacaklarım arasında zamanı yakalayamadım. Temmuzun ortasına geldiğimiz bugünlerde kendimi haziranın bir yerlerinde kaybolmuş olarak buldum. Geride ve eksik kaldım; temmuza yetişemedim…

Yıldızların eşsiz ve erişilmez olduğuna bir kez daha şahitlik ederken hangi ayda olduğumuzu, hangi günü yaşadığımızı ve ayın kaçı olduğunu; hepsini hatırladım. Saate baktım; ama saatin kaç olduğunu görmedim. Çünkü akrep ve yelkovan yoktu. Saat öyle kendi halindeydi. Zaman ise alışkanlıklarımın çok ötesinde ve benden habersiz ilerliyordu…

Yazar Hakkında: Rabia EMEKLİ

Yalnızca O’na

Öğleden sonraydı. Genelde eve girmek için zile basmak yerine anahtarımla girmeyi tercih...
Devamını Oku

1 Comment

  • Çok yalın ve akıcı bir dil ile yazmış olduğunuz bu yazı sanki beni Haziran ayına götürdü diyebilirim.
    Yazılarınızı beğenerek okuyan bir okur olarak bir sonraki yazınızı sabırsızlıkla bekliyor olacağım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir