Buz Tutmuş Minik Su Birikintileri

Yazar Hakkında: Gökhan GENÇ

Olur Ya

Yağmuru bol nemli şehrin bulutları altında denize bakan yabancı adam, uzaklardan tane...
Devamını Oku

Annemin kalk demesini beklemeden, ocak üstü dökümden odaya tost kokusu yayıldığı an kendi kendime uyanırdım. Bayat mı taze mi olduğu anlaşılamayan somunun kokusu, demi çökmemiş çiğ çayla hazır olurdu. Sırtımda çanta evden tost ve sıcak çayla ağzı yanar şekilde çıkardım. Otuz yıl evveli şimdi düşünüyorum da ekmeğin arasında neler olurdu hiç hatırlamıyorum, önemi de var mı pek bilmiyorum. Hatırladığım kadarıyla da hava hep soğuk olurdu ya da hep öyle hatırlıyorum çocukluğumun şehrini, şimdi yokmuş o soğuklar… Şu an yaşadığım soğuk şehre bu kadar yıl katlanışım belki de çocukluğumun sert soğuğuna hasret kalışımdı. Kim bilir belki de bu yüzden, o şehre sadece soğuk mevsimde gidiyorum.

“Çok tuhaf değil mi? Sadece dışımızı görebiliyoruz, oysa hemen her şey içimizde oluyor.”

Bir arkadaş aynı binadan, bir arkadaş yan binadan, bir arkadaş karşı yoldan alırdık da okula öyle yollanırdık. Sağa sola bakar eğlene eğlene giderdik, kimi zaman geceden buz tutmuş minik su birikintilerinin buzunu kırardık, kimi zaman yerdeki yaprakları tekmelerdik topa vurur gibi. Okulun önüne yaklaştıkça çocuklar, neşe, gürültü çoğalırdı ve hiç kavga etmeden sıraya geçerdik Andımız’ı coşkuyla okumak uğruna. Bir uyanışta o olurdu tosttan sonra, sınıfa daha bir canlı girerdik…

“Ama beraberken daha az korkuyoruz.”

Hafızam mı güçlü algıda seçicilik mi bilmem ama hiç unutmuyorum birçok anı, dersi, teneffüsü. Belki de buna özlem beni öğretmen etti küçücük yavrularımın başına. Ve dönüş, kalabalık ve yavaş yavaş azalış eve varırken. Sonra sokakta deli gibi akşama kadar oyunlar. Akşam ne telefon, ne tablet hiçbiri yokken soba başında televizyonda birkaç kanal pek tatlıydı. Çok mu çalışkan çocuktum hiç de değil, ama çok söz dinlerdim belki de bu yüzden çocuklarıma annenizin sözünü dinleyip çok çalışın diyorum.

“Sarılmak pastadan daha etkili, etkisi daha fazla sürüyor.”

Bir gün böyle geçerdi, detaylarla can sıkmaya lüzum yok. Neden mi anlattım ilkokuldaki okula gidişimi? Beni bu duruma iten belki de çocuklarımın bu hali hiç yaşayamayacak olması. Şimdilerde yani otuz yıl sonra son dersten üzerime bir şey almadan serince çocukları ailelerine vermek için sınıfımı alıp dışarı çıkarttığımda, bir kez daha o anların tatlı olduğunu düşünmemek hiç zor olmasa gerek.

“Büyüdüğünde ne olmak istiyorsun? İyi kalpli…”

Çocuklarımı anneleri babaları bazen yürüyerek, bazen arabalarla gelip alıyorlar, bazılarını da okul servisleriyle evlerine gidiyorlar. Bu kadar mı kirlendik, bu kadar mı bozuldu her şey, bu kadar mı güvensiz yaprak dolu sokaklar demeden alamıyorum kendimi.

 “Bence herkes yuvasına dönmeye çalışıyor.”

Her şey bir yana çocuklarımız her şeye rağmen ne iş yaparlarsa yapsınlar şu garip dünyada iyi kalpli olsunlar temennisiyle ve sarılsınlar en sevdiklerine.

Koyu renk alıntılar, çocuk kitabından; Çocuk, Köstebek, Tilki ve At, Charlie Mackesy.

 

Yazar Hakkında: Gökhan GENÇ

Olur Ya

Yağmuru bol nemli şehrin bulutları altında denize bakan yabancı adam, uzaklardan tane...
Devamını Oku

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir