Eski ve Yeni

Yazar Hakkında: Salih Murat GÜRBÜZ

Eski ve Yeni

Eski evlerimiz ve eski eşyalarımızdan eser yok. Aslında eski olan birçok şey...
Devamını Oku

Eski evlerimiz ve eski eşyalarımızdan eser yok. Aslında eski olan birçok şey yok artık. Eski halimiz, eski heyecanlarımız, eski aileler, eski komşuluklar, eski duygular, eski arkadaşlıklar, eski anılar…  Hatta bu salgın hastalıkla birlikte eski sosyalliğimiz, özgürlüğümüz eski olan ne varsa eskittik ve eksilttik hayatımızdan. Modern çağın imanı ile yenilendik ve ama eskilere yenilmedik çok şükür. Yeniledik ve eskilerimizi gömdük maziye, biraz pas tutar biraz oksitlenirse ilerde daha değerli olabilir nede olsa… Koşar adım desem oda eski bir tabir yakışık almaz, depar atarak geçmişten kurtulup geleceğe ulaştık. Eski evlerin önce ruhu gitti, sonra emektar tel dolabımız, nice sohbetleri titrek alevinde yaptığımız gaz lambamız, somyamız, sedirimiz gitti bir bir. Sonra eskileri dinlemeyi, sahiplenmeyi, sevmeyi unuttuk.

Dedemizin gümüş tabakası, babamızın eski Omega saati, ata yadigârı bir kama ya da eski küçük bir el yazması kitap… Para pul eden her ne varsa sattık, etmeyenleriyse attık. “Eskiye rağbet olsa nur yağar bitpazarına” öyle ya. Anılar, geçmiş,  soy, kök, töre hepsi yeniye mağlup ve yitik.

-“Çıkan neyse yakışan o mirim!” Eski çamlar bardak oldu dedikte, bardakların eskisi ne oldu sormadık hiç. Eskilere burun kıvırırken bizde eskiyorduk bilemedik.

Oysa şimdi bu eşyalar, loş ışıklı belki eski taş bina altında retro, otantik, sofistike, mistik birer “obje”  afilli adlarla karşımıza çıkıyor ve alıcı buluyor.

-“ Bir tel dolap aldım abi cam balkona harika bir hava verecek hem de çok uygun fiyata!”

-“ Hoş babaannemin tel dolabı çok daha güzeldi ama o zaman kalabalık belledik, verdik gitti…”

Diyen heyulalı bir hal bizimkisi. Üç gün önce kurtulmaya çalıştığımız dedemizin bin bir emek zahmet aldığı, anneannemizin gözü gibi baktığı bir tel dolap. Annemizin eve geldiği günü anlatırken gözlerinin dolduğu bizim ise son demlerine yetiştiğimiz bir dolu hatıranın içinde bağdaş kurduğu eski bir tel dolap işte… Mekânı yaşatan insan nefesidir. Diye hoş bir tanım vardır. Sadece mekânlara değil eşyalara da anlam veren insanların nefesi, kattığı anlam ve onlarla yaşadıklarıdır.

Peki bizdeki bu hal; ruhlarımızın kaçışı nedendir? “Ruh hırsızları Abasıların” ruhlarımızı çalarak bizi bizden alması mı? Hani ruhları çaldıktan sonra yerin dibinde saklanan, yer altında yaşayan dişleri demirden, tek gözlü, tek ayaklı veya ayaksız ve kel olarak tasvir edilen Abasılar. Yoksa yerleri süpüren saçları, kıllarla kaplı vücuduyla, ikisi önde ikisi arkada dört kızıl gözü, üç kolu ve üç bacağı ile ürkütücü iken “Gülmekten öldüren Arçura”mı? Kaşla göz arasında aksakallı bir adam, yakışıklı bir genç, yayınbalığı, kuş, keçi ve daha nice varlığın donuna girebilen ve insanları gıdıklayarak gülmekten çatlatarak öldürdüğü söylenen. Kahkahası ile kurbanlarını avlayan bir avcıyken halimize bakıp kendi mi kahkahalarla öldü ve av oldu?

Gölgesinden kaçan çocuklar gibi olmamızın başka ne sebebi olabilir ki?

Sizde iflah olmaz düşüncelerle tebelleş oluyorsanız ve yalnızlıklar yaşıyorsanız:

-“Bu ödülü, tutkuyla sevdiğim, yalnız ve güzel ülkeme armağan ediyorum!” diyen Nuri Bilge Ceylan’ın “Ahlat Ağacı” filmini izleyin: Takıntı ettiği kitabını bastırmak için doğduğu kasabaya dönen ama farklı bir gerçeklikle karşılaşan bir gencin gelgitleri, vazgeçişleri ve buhranlarını sergileyen bir film. Dertli bir bağlamayı, zaman mekân algısını yitirip yaşar gibi telaşlardan azade izlenecek eskileri ve yenileri gelgitleri anlatan dertli bir film.

 

 

Yazar Hakkında: Salih Murat GÜRBÜZ

Eski ve Yeni

Eski evlerimiz ve eski eşyalarımızdan eser yok. Aslında eski olan birçok şey...
Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir