Hasan, Marko’yu aldın mı Bistat yolundan? Türk Çeteleri saldırmaya başladı Hasan! Küçük Sarı Marko’yu bize bıraktılar. Beylik tabancamı Ermenilerin üç mezarına gömdüm. Hasan beni öldüm say oğul, dönüş yok bu devlet bizi yaktı oğul.
Koca meşenin yanından koş, köydeki evden Marko’yu kurtar. Diye bağırdı Hasan’ın babası… Hasan da eve vardı o vakit, köyde İbrahim diye seslendikleri Marko’yla beraber, 7 gün evden çıkamadılar. En büyük nimet Belkıs isimli inekleriydi. Ocağı da yakamadılar uzun zaman.
Hasan bir yandan Marko’yu avutmaya çalıştı, bir yandan da ahıra indiğinde Belkıs’la dertleşti. 4 tane öküzleri de telef olmuştu, Koca Meşe’nin yanından inerken çıkan çatışmada. Hasan Belkıs’a öküzlerini anlattı o sabah…
-Gelmeyecekler onlar, öküzlerimiz de babam da bir daha. Babam onlara Bistat’ta ev yaptı. Biz bundan böyle; sen, ben ve Marko ile birlikte yaşayacağız mecburuz dedi.
Hasan gözü kara, korkusuz bir delikanlıydı. Annesi çökelek yaparken, güzinenin üstünde kaynayan su üstüne döküldüğü için, kulağının teki yanmıştı çocukluğunda. Tek kulağıyla duymaya çalışıyordu o günden beri… Hayvanlarıyla ormanda sohbet etmeyi severdi. En büyük dostu da Belkıs olmuştu 14 yaşında Hasan’ın.
Marko ise 10 yaşında çok güzel ve sarışın çelimsiz bir çocuktu. Hasan’ın en iyi çamları seçmesine de kesmesine hep hayran kalmıştı bu yaşına kadar. Marko’nun, annesiyle babası da Hasan’a çok güvenirlerdi ve severlerdi.
Marko da o sabah sütün kaymağını yedikten sonra merdivenlerden ahıra doğru indi. Hasan’ın söylediklerini duymuştu…
Ne bileceksin sen Hasan! Öküzleriniz ve baban eve gelmeyecek ya! Benim bekleyebildiğim bir evim bile yok Hasan! Samanlarımızı bile sattı annemle babam, şimdi dünyada bile değiller bırak yaşamayı, bırak Hasan! Sen Belkıs’la konuşmakla mutlu oluyorsun, sen kaymak yiyerek mutlu oluyorsun, sen insanları duymadan; kendini dinleyerek mutlu oluyorsun… Ben böyle yaşayamam Hasan, ben ölmekten kaçarak yaşayamam hasan! Sen süt veren bir inekle konuşmaya alışmışsın ben böyle yaşayamıyorum Hasan; keşke beni de öldürseydiniz annemle babam gibi… Dedi ve çok ağladı.
Hasan çok içerlemişti. Görüyorsun değil mi Belkıs? Marko bizimle yaşamaya çalışıyor, sanki biz ölmüşüz gibi, sanki senin kaymağın gerçek değilmiş gibi, sanki o kaymağı yememiş gibi…
Hasan:
Annenle baban samanlarını bize satmadı devlete sattı. Ben de yaşamak zorundayım istersen burası senin de evin olsun, hayatta kalmak için yine de yaşamak istiyorsan senin için elimden geleni yaparım dedi.
Savaşın üstünden 3 ay 21 gün geçti hasan Marko’yu İstanbul’a yollamak için tüm tedbirleri aldı kendi imkanlarınca. Marko ailesinden kalan aile yadigarlarını hediye etti Hasana. Marko İstanbul’da yaşamaya devam etti. Hasan o malları sattı evlendi ve 3 çocuğu oldu, iki oğulu yaşayamadı kendi gibi. Ölemedi bile Hasan…
Geceleri dilediğin duan olayım avuçlarında, beyaz göynekleriyle zeybek oynayan delikanlılar gibi eşlik edecekler, dualarına aldırmadan… Yaşamak için sen de nereye gidersen git ben seni rahat bırakmayacağım avuçlarında. Ruhum da bir çam ağacı gibi yaşayacak adımlarında.